Dinle dinle bıkmadım şu şarkıdan. Havaların bozduğu şu günlerde bende bir ata binip çöl boyunca sessiz, sakin, miskin ve bezgin bir şekilde ilerlemek istiyorum. Ama at üstündeyken mümkünse ipod da bu şarkı da çalcak. O kadar çok ardarda dinlemeliyimki bi zaman sonra artık baysın ve at üstünde uyuyakalayım. Sonra o at beni götürsün üzerinde, hep hayalini kurup , bazen de görüp ulaşamadığım serapa yeşilliğe, o nehir kıyısında irili ufaklı gıcır gıcır taşların sıcaklığının bel ve sırt bölgesine "göbektaşı" etkisi yaptığı cennete. Orda isimsiz sevimli at arkadaşım, can dostum bıraksın beni yere.
Burda işte ihtimaller devreye girecek.
İlk ihtimal , at arkadaşın beni yavaşça bırakması olsun örneğin.
İsimsiz sevimli midilli, miskin çocuğu yavaşça bırakır. O kadar nazik ve dikkatli koymuştur ki o sımsıcak taşların üstüne, çocuk uyanmaz bile. Su sesi yawaştan kulağına fısıldar "uyu, sakın kalkma, burası güzel ama dışarısı kötü " diye. Başucuna balıkçıl bir kuş gelir ,kanatları beyazdan bozma kirli sarı. Öyle bir gülümsüyordur ki hayata bu balıkçıl , sanki peşinden koştuğu onca balığa ulaşamamak ona bir eğlence gibi geliyordur. Tüm olumsuzluklara rağmen o irili ufaklı zümrüt taşların üzerinde uyuyakalmış genç adamın sıcaklığını hisseder ve yanına konar.
At bir köşede yavaşca dizlerinin üstüne çökmüş, gözlerini yummuş , sahibinin onu ismiyle çağıracağı zamanı beklemektedir. Ama sahibi olan genç adamın ona verebileceği bir isim yoktur.Çünkü uyandığında buradan ayrılacaktı ve yine baş başa uzun yollar boyunca gideceklerdi. Ona seslenirken içten bir "oğlum" demesi yeter di belkide. Nasıl olsa yol boyunca o ikisinden başka kimse olmayacaktı yanlarında.
Genç adam gözlerini kısık bir şekilde açar ve etrafını süzmeye başlar. Gördüğü güzellik karşısında tepkisiz kalır. Bunun ve bu gibi güzelliklerin geçici olduğunu,eninde sonunda buradan ayrılacağını çok iyi biliyordur. Başının üstünde hafif aşağı eğilmiş şapkasını kaldırır. Ağzına yerden kopardığı taze nane otunu alır ve atının yanına giderek sessiz bir şekilde" Haydi Oğlum..." der. Uzun yol onları beklemektedir.
Bir gün o kızgın kumların altından iki farklı beden çıkar . Kumları eşeleyen yabancıların gördüğü bir atın göğsüne yaslanmış yaşlı bir adam ve onu ölürken bile yanlız bırakmayan, göğsünde yer açan ve ölmeden önce gözünde son bir kan damlası kuruyup kalmış olan isimsiz bir at...
İkinci ihtimal ise biraz trajikomiktir.
O dışarıdan sevimli gözüken midillicik , üzerinde günlerdir sıkılmayan, bir inat uğruna hayattan bezip ,kendini at sırtında çöllere , ucsuz bucaksız yollara vurup miskin miskin dolaşan ve kendisine taze ot ve biradan başka hiçbir tahıl ürünü bahşetmeyen genç ve kibirli sahibinin uyuduğundan faydalanarak, "fırsat bu fırsattır" diyerek yılların verdiği kini , nefreti ve ezikliği üstünden atarcasına fırlatır taşlara doğru o uyuyan genç adamı. Ve başlar koşmaya uzaklara...
Yere düşerken kafasını o sıcacık taşlara çarpan genç adamın talihsiz başı sert ve sivri bir kayaya çarparak, boyamaya başlar yakut rengine o pırıl pırıl taşları ve o tertemiz berrak akarsuyu. Kan pıhtılaşmaya , ruh da bedenden ayrılmaya başlar. Birkaç köy ötede, masumca kağıttan gemisini suda yüzdüren masum köylü çocuğu görür kıpkırmızı nehri. Gemisi boyanmıştır sanki. Koşar annesine bağırığ çağırarak. Akıntı yönünün tesine doğru yürümeye başlarlar. Ulaştıklarında o cennet yeşili mavisi mekana, gördükleri manzara karşısında etkilenmemesi için anne küçük oğlunun ve sırtındaki yavrusunun gözlerini kapar o toprak kokan elleriyle.Kabile'nin erkeklerine haber verilir bu ölü adamın varlığı. (Ölüyü bulan kadının kocası "ne işin var elin adamının yanında haa " diye tepki verse de.) Bu genç adamı kendi adetlerine göre defnetmeye karar verirler. Bir sandala koyarak etrafı gaz ve odunlarla çevrilmiş kefenli insanı,kıyıya indirirler. Lider, elindeki meşaleyi sandalın üstündeki çalı çırpıya doğru uzatarak tutuşturur otları. Yavaşça itmeye başlarlar nehre doğru. Herkes kendi yoluna gitmektedir artık. Ölü genç adamın alevler içindeki bedeni nehre, ona son görevini yapan yöre insanı arkalarına bakmadan çadırlarına ...
Ve isimsiz at yavaşça gelir oraya. Tıpkı katillerin olay yerine tekrar geldikleri gibi. Uzaktan bakar usulca. Gece ayazında soğumuş kumlara bir damla gözyaşı döker. Ve yalnız başına yol alır o ucsuz bucaksız çöle doğru...
Supernatural a gelecek olursak, anlatamıyorum içinde patlıyo izleyen vardır diye.Gittikçe dizi sırlı olmaya ve güzelleşmeye başladı. Çoğu zaman Ghost Whisperer havası esse de yine de kahramanlarımın hiçbir zaman ölmeyeceğini bilerek diziye devam etmek hoşuma gidiyo.
27 Nisan 2008 Pazar
26 Nisan 2008 Cumartesi
Bağışıklık ve Aşı
Daha önce görmediğimiz birşey ile karşılaştığımızda verdiğimiz tepki ,daha ileride vereceklerimizde farklı ve ayrı bir yere sahip olmuştur her zaman.
İlk korku, ilk hastalık,ilk deprem, ilk aşk, ilk sakatlık falan filan...
Bir rollercoaster ile minik ve eğlenceli! bir yolculuğa çıktığınızda, ilk turdaki korkuyu daha sonraki turlarda yaşayamassınız. Yada ilk heyecanı diyelim.
Bazı insanlar düşünürler:
"Hasta olsam da gitmesem bugün işe, eve , okula, gezmeye"
Ancak sürekli hastalanan bi insan için hastalanmanın keyfi, kaytaracak bi yanı olmadığı bilinir ama hasta olmaktan da korkmaz .Çünkü herzaman hasta oluyodur ve bundan sonra da olacaktır.
Tamamen bilinçsiz ve habersiz bi anımızda yakalandığımız tehlike bizi telaşlandırmaya yeter. Ama tecrübe edindikçe üstesinden gelmeye başlarız bu gibi şeylerin.
Ama aşk öyle değil. İlkindeki heyecanı koruyabilirsen eğer, her defasında kaybetmeden yaşayabiliyorsun.
Yok yok vazgeçtim. İlki de aynı ikincisi de sonuncusu da.
"Aşk biter, yenisi gelir eskisinden beter"
denildiği gibi.
Bide zamansız geleni vardır. İstersin istersin olmaz. İstemediğin anda , artık birşey hissetmediğini kendine zor da olsa kabullendirdiğin anda ,karşındakinin sana yüz vereceği tutar.
O zamana kadar yaptığın tüm maymunluklar film şeridi gibi gözünün önüne gelir.
Bazılarından utanırsın, bazılarına güler geçersin...
Sonunda anlarsın gerçeği, bundan sonra olmaz artık çünkü vazgeçmişsindir bi kere.
Küstürmüş karşındaki seni.
"Eskiden ne kadar istersen iste , olmaz artık..." dersin kendi kendine.
Bu durumun bir kaç kez tekrarlanması durumunda bağışıklık kazanırsın. Bedeninde ya da zihninde hiç birşey değişmez. Umursamazsın bile.
Asıl can alıcı olan,
Bir önceki gününün bir sonrakinden farklı olmayacağıdır.
En azından kendin için.
Bide üzerinden çok çok uzun zamanlar geçtiyse eğer,
Hatırlanmaya bile değmez artık.
Düşünmeye değmez.
Sakatlık nerden çıktı diye baktım bi an ,
Bu aralar kafama taktığım şeylerden olsa gerek.
Uzun yıllar sonra korktuğum başıma geldi yine.
Tam üzerimdeki tembelliği attım spora başladım derken,
eski günlere yaklaşmak bi kenara dursun yanından geçmeye heveslenirken
Yine aynı bağ grubunda kopma kırığı ve yırtık.
Bu kadar basit herşey. Yıllar önceki yaptığım ters! harekete benzer hareket.
Ufak bir parçada olsa kopan can yakıyo. Ama psikolojik olarak bunu da yenmişim demekki hissetmiyorum. Ama kafamda bi köşede duruyor.
ADDUCTOR LONGUS (cut) ile gösterilen ve kemiğe tutunan tendon ve lif bağları grubundan küçük bir yırtık ve kopuk kemiğim var artık.
Vatana millete ve benim şom ağzıma hayırlı olsun.
Bu allahın belası Supernatural da daha inmedi hala kaç gündür. Birer bölüm atlayarak download olayı hem uyku düzenimi eski haline getirdi (dizi olunca elimde, tüm gece seyredip uykusuz kaldığımdan izlemediğimde eski düzene dönüş yapıyorum),hem de evde otururken, hele ki sınavlar bittikden sonra sıkıntıya sürüklüyor iyice.
Lost u da izledik bugün nihayet. Rapidshare'in happy hours active now olayına minnettarız.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
En sevindiğim şeylerden biri ise artıkk gerçekten profesyonel bir Guitar effects processor sahibiyim. Ama aynı zamanda artık çok sorun sahibiyim bu aletle beraber. Bir ton bulmak tam 20-25 dakika alıyor. Ama değimiyor da değil.Boş bulduğum zaman ortamı hemen kayıtlara başlıycam yeniden. Derslerden kalmazsak iyidir.
İlk korku, ilk hastalık,ilk deprem, ilk aşk, ilk sakatlık falan filan...
Bir rollercoaster ile minik ve eğlenceli! bir yolculuğa çıktığınızda, ilk turdaki korkuyu daha sonraki turlarda yaşayamassınız. Yada ilk heyecanı diyelim.
Bazı insanlar düşünürler:
"Hasta olsam da gitmesem bugün işe, eve , okula, gezmeye"
Ancak sürekli hastalanan bi insan için hastalanmanın keyfi, kaytaracak bi yanı olmadığı bilinir ama hasta olmaktan da korkmaz .Çünkü herzaman hasta oluyodur ve bundan sonra da olacaktır.
Tamamen bilinçsiz ve habersiz bi anımızda yakalandığımız tehlike bizi telaşlandırmaya yeter. Ama tecrübe edindikçe üstesinden gelmeye başlarız bu gibi şeylerin.
Ama aşk öyle değil. İlkindeki heyecanı koruyabilirsen eğer, her defasında kaybetmeden yaşayabiliyorsun.
Yok yok vazgeçtim. İlki de aynı ikincisi de sonuncusu da.
"Aşk biter, yenisi gelir eskisinden beter"
denildiği gibi.
Bide zamansız geleni vardır. İstersin istersin olmaz. İstemediğin anda , artık birşey hissetmediğini kendine zor da olsa kabullendirdiğin anda ,karşındakinin sana yüz vereceği tutar.
O zamana kadar yaptığın tüm maymunluklar film şeridi gibi gözünün önüne gelir.
Bazılarından utanırsın, bazılarına güler geçersin...
Sonunda anlarsın gerçeği, bundan sonra olmaz artık çünkü vazgeçmişsindir bi kere.
Küstürmüş karşındaki seni.
"Eskiden ne kadar istersen iste , olmaz artık..." dersin kendi kendine.
Bu durumun bir kaç kez tekrarlanması durumunda bağışıklık kazanırsın. Bedeninde ya da zihninde hiç birşey değişmez. Umursamazsın bile.
Asıl can alıcı olan,
Bir önceki gününün bir sonrakinden farklı olmayacağıdır.
En azından kendin için.
Bide üzerinden çok çok uzun zamanlar geçtiyse eğer,
Hatırlanmaya bile değmez artık.
Düşünmeye değmez.
Bu aralar kafama taktığım şeylerden olsa gerek.
Uzun yıllar sonra korktuğum başıma geldi yine.
Tam üzerimdeki tembelliği attım spora başladım derken,
eski günlere yaklaşmak bi kenara dursun yanından geçmeye heveslenirken
Yine aynı bağ grubunda kopma kırığı ve yırtık.
Bu kadar basit herşey. Yıllar önceki yaptığım ters! harekete benzer hareket.
Ufak bir parçada olsa kopan can yakıyo. Ama psikolojik olarak bunu da yenmişim demekki hissetmiyorum. Ama kafamda bi köşede duruyor.
ADDUCTOR LONGUS (cut) ile gösterilen ve kemiğe tutunan tendon ve lif bağları grubundan küçük bir yırtık ve kopuk kemiğim var artık.
Vatana millete ve benim şom ağzıma hayırlı olsun.
Bu allahın belası Supernatural da daha inmedi hala kaç gündür. Birer bölüm atlayarak download olayı hem uyku düzenimi eski haline getirdi (dizi olunca elimde, tüm gece seyredip uykusuz kaldığımdan izlemediğimde eski düzene dönüş yapıyorum),hem de evde otururken, hele ki sınavlar bittikden sonra sıkıntıya sürüklüyor iyice.
Lost u da izledik bugün nihayet. Rapidshare'in happy hours active now olayına minnettarız.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
En sevindiğim şeylerden biri ise artıkk gerçekten profesyonel bir Guitar effects processor sahibiyim. Ama aynı zamanda artık çok sorun sahibiyim bu aletle beraber. Bir ton bulmak tam 20-25 dakika alıyor. Ama değimiyor da değil.Boş bulduğum zaman ortamı hemen kayıtlara başlıycam yeniden. Derslerden kalmazsak iyidir.
23 Nisan 2008 Çarşamba
Üzerimde dolaşan Lanet
Saat 01.30 suları
Hikayemizin kahramanı şapşal çocuk hala uyanık ve uyumak için takvim yaprakları arkasındaki gerekli gereksiz bilgileri okumaya çalışıyor.
-Hmm. Omega398.VitaminP.Havuç ve Balık yağı. Balık yağı da ağızda patlatınca ne güzel olur beee!
(Uyuyamaz ve televizyonu açar önce TNT ardından Cnbc-e direk kanal numarası kumandadan tuşlanır.Sienbisie de bir film henüz başlamaktadır.)
-Bu filmde yeni başlıyo sarmasın şimdi gereksiz bişi açalım, açık kalsın da bende uyuyayım.
(Uğur Dündar ve Cem Davran tv de görülür. Kanal üzerinde durulur.Okula gidemeyen çocuklar için yardım toplanmaktadır.)
-Heh kalsın da bu arkamı da döner uyurum şimdi.
(Kabus 1: Ferhat Göçer konuk olur ve şarkı söylemeye başlar.)
-Kapatıyorum abi yeter bu kadar.
(Yatağın içinde çırpınır, camı açar olmaz , camı kapatır sıcak basar, sağa döner , sola döner, cenin pozisyonu alır baş parmağını ağzına götürmez tabiki de:p, en sonunda haberi olmadan uyumuştur.)
Saat 2 ile 3.25 arası bi zaman olması lazım
Kahramanımız hem uyumayı başarmış hemde rüya görmeye başlamıştır
(Rüyasında ne alakaysa babası fırında yarım kesilmiş patatesin üstüne kıyma onun üstüne de kaşar peyniri falan koyarak fırında bişiler pişirmiştir. Ama yemek sulu yemektir. Bu çelişki rüyada kahramanımızı aptallaştırmaya yetmiştir.)
(Kahramanımız yapılan 1 tepsi yemeğin çok az olduğunu, bir kediye bile yetmeyeceğini ve bir türlü doymayacağını iddaa ederek yemeği yemeyi reddeder. Yani doymayacağını bildiği için yemeği yemez.)
(Hemen ardından 3 kere "dırrrrrttt" diye ses gelir ve uyku biter.Sesi çıkartan nesne, cep telefonudur. Ama uyku kaçmasına rağmen telefona bakmaya üşenilir.)
Saat sonradan öğrenildiğine göre 5.00 suları falan...
Dışardan gelen surround ezan sesi kahramanımızı uyandırır.
-Ya gece telefon titriyodu bi bakayım bide saat kaç?
Saate baktım, daha çok erken dedi yelkovan.
Güneşe baktım, daha doğmamış
Bir rüya kıyısında,
Sensizlik sularında,
Seninleyim geziyorum...
dizeleri gelir aklına.Telefona baktığında bir mesaj vardır. Gece 03.25 de gelmiştir.
Kabus 2:
-Paşam, beni ilk fırsatta arar mısın?
Kahramanımız afallar.
-Noluyoz yaaa, bu adam şimdi neden mesaj attı. Yolda falan mı kaldı ilk fırsatta ara diyo. Yoksa sahnede fln gitar çalcak birine mi ihtiyacı var.
-Saçmalama bee, sen mi kaldın çalacak. Bu adam kesin yolda kaldı abi.
-Yoksa bana mı yazıo lan bu adam ilk fırsatta ara falan ne demek abi. İlk fırsatta :)))
-Neyse yaa uyuyodur o şimdi öğlen ararım okuldayken.
"Bari kalkayım bir duş alayım , bide güzel kahvaltı yapayım" der kahramanımız. Bir önceki geceden felaket şekilde uykusuzdur üstüne üstlük bugünde uyuyamamıştır. Ama nedense keyfi yerindedir.
Saat 5.40 suları
Kahramanımız duşunu almış kahvaltısını yapmak için mutfağa yönelmektedir.
-Bayadır tost yapmıyorum, uzun sürer şimdi ama nasolsa daha zaman var servis 6.50 de kalkıyo ,evden 6.35 de çıksam yeter ,rahat rahat yetişirim.
(Kahramanımız tostunu yapar , üzerine favorisi olan tat domates salçası bile sürer. Üstünü başını giyinir. Parfümünü sıkar. Servise binmek üzere eski Bahçeşehir kampüsüne doğru yol alır. Bu yol 12 dakika yürüme mesafesindedir.Ama yokuş olduğundan dolayı dönüş 16-17 dakikalara kadar çıkar. Yokuşta kesilmesi de cabası.)
(Sabahın köründe yolda 1500 tane başıboş köpek görülmüştür. Ama kahramanımız köpekleri sevdiğinden tırsmamıştır. Köpeklerde kahramanımız tırsmadığı için başının üstünden çıkan ve sadece köpeklerin görüp insanların kendilerinden korktuklarını anlayabildiği o dumanı görememişlerdir.Sonunda eski kampüsün önüne varılır ve beklenmeye başlanır.)
-Hmm erken geldik biraz galiba. Kimse de yokmuş.
(Dakikalar geçer.Bir hareketlilik yoktur.)
-Abi acaba servis saatleri falan mı değişti kaçırdık mı servisi? Neyse biraz daha bekliyim de gelmesse otobüsle giderim artık napalım.
(Servis gelmez. Kahramanımız servis saatlerinin değiştiğine kanaat getirir ve bunu haber etmeyen okul yönetimine içinden saydırmaya başlar. Otobüs durağına doğru yol almaya başlarken aklına bişey gelir.)
-Bari Gorky'yi arayayım da erken gelsin okula bide orda sıkılmayayım.
(Gorky aranır. Tahmin edildiği gibi herif telefonunu 9. çalışında falan açmıştır. Zaten 10. da hat düşer. )
Kabus 3:
(Kahramanımız çok salakça bi soru ile konuşmaya başlar)
E:Naber olm napıosun
G:Yatıyorum olm manyakmısın sen yaaaa!
E:Abi kalk erken gel biraz dicektim canım sıkılmasın şimdi okulda.
G:Ne okulu olm saçmalama git yat uyu.
E:Manyakmısın lan. 2 haftadır Dharmanın dersine girmiyorum.Adam yoklamadan bırakcak en sonunda. Sende kalcaksın bak görürsün.
G:Olm bugün okul mu var lan salak mısın git yat ya işin mi yok ?
E: Ne diyosun olm
G: Bugün 23 Nisan olm okul falan yok bugün. Git yat yaaaa
E:!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
(Kahramanımız servisin neden gelmediğini şimdi anlamıştır.4 yıldır 23 nisanda okulu açık tutan canım yönetimimiz bu sefer tatil ilan etmiştir.Tekrar eve gidilir. Üst baş çıkartılıp atılır. Yatağa tekrar geçilir. Bu arada geceden açık olan pc ye supernatural bölümleri inmiş mi diye bakılır. )
-Bölümlerde maşallah çok güzel inmiş. 5 yok 6 var ,7 yok 8 var ,9 yok 10 var .
(Uyuma ümidi ile güzel hayaller kurularak sabah ki talihsiz olayı unuturucak güzel ve derin bir uyku istenmektedir. Cam açılır. Yağmurlu bir yaz havası serinliği iliklerde hissedilir.)
-ZzzZzZzz
Kabus 4:
-Dıptıssss, çaktıssss, dümdüm teketek.!!!!
(Bir ilköğretim okulunun hemen önünde bulunan ev bu seslerle inlemekte ve kahramanımızı yine o bir türlü kavuşamadığı uzun zamandır ayrı kaldığı canım uykusundan uyandırmaktadır.)
-Salaklık bende, tahmin edemedin mi a güzel çocuğum , bugün 23 Nisan!!!!
Hikayemizin kahramanı şapşal çocuk hala uyanık ve uyumak için takvim yaprakları arkasındaki gerekli gereksiz bilgileri okumaya çalışıyor.
-Hmm. Omega398.VitaminP.Havuç ve Balık yağı. Balık yağı da ağızda patlatınca ne güzel olur beee!
(Uyuyamaz ve televizyonu açar önce TNT ardından Cnbc-e direk kanal numarası kumandadan tuşlanır.Sienbisie de bir film henüz başlamaktadır.)
-Bu filmde yeni başlıyo sarmasın şimdi gereksiz bişi açalım, açık kalsın da bende uyuyayım.
(Uğur Dündar ve Cem Davran tv de görülür. Kanal üzerinde durulur.Okula gidemeyen çocuklar için yardım toplanmaktadır.)
-Heh kalsın da bu arkamı da döner uyurum şimdi.
(Kabus 1: Ferhat Göçer konuk olur ve şarkı söylemeye başlar.)
-Kapatıyorum abi yeter bu kadar.
(Yatağın içinde çırpınır, camı açar olmaz , camı kapatır sıcak basar, sağa döner , sola döner, cenin pozisyonu alır baş parmağını ağzına götürmez tabiki de:p, en sonunda haberi olmadan uyumuştur.)
Saat 2 ile 3.25 arası bi zaman olması lazım
Kahramanımız hem uyumayı başarmış hemde rüya görmeye başlamıştır
(Rüyasında ne alakaysa babası fırında yarım kesilmiş patatesin üstüne kıyma onun üstüne de kaşar peyniri falan koyarak fırında bişiler pişirmiştir. Ama yemek sulu yemektir. Bu çelişki rüyada kahramanımızı aptallaştırmaya yetmiştir.)
(Kahramanımız yapılan 1 tepsi yemeğin çok az olduğunu, bir kediye bile yetmeyeceğini ve bir türlü doymayacağını iddaa ederek yemeği yemeyi reddeder. Yani doymayacağını bildiği için yemeği yemez.)
(Hemen ardından 3 kere "dırrrrrttt" diye ses gelir ve uyku biter.Sesi çıkartan nesne, cep telefonudur. Ama uyku kaçmasına rağmen telefona bakmaya üşenilir.)
Saat sonradan öğrenildiğine göre 5.00 suları falan...
Dışardan gelen surround ezan sesi kahramanımızı uyandırır.
-Ya gece telefon titriyodu bi bakayım bide saat kaç?
Saate baktım, daha çok erken dedi yelkovan.
Güneşe baktım, daha doğmamış
Bir rüya kıyısında,
Sensizlik sularında,
Seninleyim geziyorum...
dizeleri gelir aklına.Telefona baktığında bir mesaj vardır. Gece 03.25 de gelmiştir.
Kabus 2:
-Paşam, beni ilk fırsatta arar mısın?
Kahramanımız afallar.
-Noluyoz yaaa, bu adam şimdi neden mesaj attı. Yolda falan mı kaldı ilk fırsatta ara diyo. Yoksa sahnede fln gitar çalcak birine mi ihtiyacı var.
-Saçmalama bee, sen mi kaldın çalacak. Bu adam kesin yolda kaldı abi.
-Yoksa bana mı yazıo lan bu adam ilk fırsatta ara falan ne demek abi. İlk fırsatta :)))
-Neyse yaa uyuyodur o şimdi öğlen ararım okuldayken.
"Bari kalkayım bir duş alayım , bide güzel kahvaltı yapayım" der kahramanımız. Bir önceki geceden felaket şekilde uykusuzdur üstüne üstlük bugünde uyuyamamıştır. Ama nedense keyfi yerindedir.
Saat 5.40 suları
Kahramanımız duşunu almış kahvaltısını yapmak için mutfağa yönelmektedir.
-Bayadır tost yapmıyorum, uzun sürer şimdi ama nasolsa daha zaman var servis 6.50 de kalkıyo ,evden 6.35 de çıksam yeter ,rahat rahat yetişirim.
(Kahramanımız tostunu yapar , üzerine favorisi olan tat domates salçası bile sürer. Üstünü başını giyinir. Parfümünü sıkar. Servise binmek üzere eski Bahçeşehir kampüsüne doğru yol alır. Bu yol 12 dakika yürüme mesafesindedir.Ama yokuş olduğundan dolayı dönüş 16-17 dakikalara kadar çıkar. Yokuşta kesilmesi de cabası.)
(Sabahın köründe yolda 1500 tane başıboş köpek görülmüştür. Ama kahramanımız köpekleri sevdiğinden tırsmamıştır. Köpeklerde kahramanımız tırsmadığı için başının üstünden çıkan ve sadece köpeklerin görüp insanların kendilerinden korktuklarını anlayabildiği o dumanı görememişlerdir.Sonunda eski kampüsün önüne varılır ve beklenmeye başlanır.)
-Hmm erken geldik biraz galiba. Kimse de yokmuş.
(Dakikalar geçer.Bir hareketlilik yoktur.)
-Abi acaba servis saatleri falan mı değişti kaçırdık mı servisi? Neyse biraz daha bekliyim de gelmesse otobüsle giderim artık napalım.
(Servis gelmez. Kahramanımız servis saatlerinin değiştiğine kanaat getirir ve bunu haber etmeyen okul yönetimine içinden saydırmaya başlar. Otobüs durağına doğru yol almaya başlarken aklına bişey gelir.)
-Bari Gorky'yi arayayım da erken gelsin okula bide orda sıkılmayayım.
(Gorky aranır. Tahmin edildiği gibi herif telefonunu 9. çalışında falan açmıştır. Zaten 10. da hat düşer. )
Kabus 3:
(Kahramanımız çok salakça bi soru ile konuşmaya başlar)
E:Naber olm napıosun
G:Yatıyorum olm manyakmısın sen yaaaa!
E:Abi kalk erken gel biraz dicektim canım sıkılmasın şimdi okulda.
G:Ne okulu olm saçmalama git yat uyu.
E:Manyakmısın lan. 2 haftadır Dharmanın dersine girmiyorum.Adam yoklamadan bırakcak en sonunda. Sende kalcaksın bak görürsün.
G:Olm bugün okul mu var lan salak mısın git yat ya işin mi yok ?
E: Ne diyosun olm
G: Bugün 23 Nisan olm okul falan yok bugün. Git yat yaaaa
E:!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
(Kahramanımız servisin neden gelmediğini şimdi anlamıştır.4 yıldır 23 nisanda okulu açık tutan canım yönetimimiz bu sefer tatil ilan etmiştir.Tekrar eve gidilir. Üst baş çıkartılıp atılır. Yatağa tekrar geçilir. Bu arada geceden açık olan pc ye supernatural bölümleri inmiş mi diye bakılır. )
-Bölümlerde maşallah çok güzel inmiş. 5 yok 6 var ,7 yok 8 var ,9 yok 10 var .
(Uyuma ümidi ile güzel hayaller kurularak sabah ki talihsiz olayı unuturucak güzel ve derin bir uyku istenmektedir. Cam açılır. Yağmurlu bir yaz havası serinliği iliklerde hissedilir.)
-ZzzZzZzz
Kabus 4:
-Dıptıssss, çaktıssss, dümdüm teketek.!!!!
(Bir ilköğretim okulunun hemen önünde bulunan ev bu seslerle inlemekte ve kahramanımızı yine o bir türlü kavuşamadığı uzun zamandır ayrı kaldığı canım uykusundan uyandırmaktadır.)
-Salaklık bende, tahmin edemedin mi a güzel çocuğum , bugün 23 Nisan!!!!
22 Nisan 2008 Salı
Lanet olasıca düşler,gece gelir beni dişler
Debelenip durduğum, bir türlü uyuyamadığım bir gecenin en karanlık kısmı ne kadar kötü olabilirdi ki?
Ne düşünüyordum uyumaya çalışırken?
Ne gördüm rüyamda?
Bir tanesi yetmiyor gibi,
Çifter çifter olmayasıca insanlar,
yada olasıca...
Biri biterken öbürü başlamıyordu abi, direk çift olarak farklı yerlerde dolaşıyordu bu insancıklar, nereye gitsem karşıma çıkıyorlardı. Kaçış yoktu bana bu 2-3 saniyelik hayat dilimimde.
Böyle bir günün sabahı ne kadar iyi olabilirdi ki.
Olamazdı tabiki iyi falan,
Aksine iyi gözüküp arkadan vuranlardan,
İşte onlardandı bugün.
Herkesi kontrol edemeyeceğimi ve "ne umdum ne buldum" u öğrendim bugün.
Güzel oldu aslında ama kötü bitti.
Ufak tartışmaları kapatacak insanlar aksine üstüne üstüne gidip büyütüyordu,
Kafamdaki, hayallerimdeki "a peaceful life" kavramı gittikçe "waste of time" ile yer değiştirmeye başladı bile.
Neden insanoğlu her zaman ulaşılmazın peşinde?
Neden elimizdeki ile yetinemiyoruz?
Neden ben bi laf etmeden " karşımdaki insan ne düşünür acaba" derken, diğer insanlar salla gitsin mantığı içerisinde hareket etmeye meyilliler?
Bazen şu gothic takılanlara da gözüm kaydığı kadar içimden saymıyorum değil. Ama bugün kendime şunu diyorum:
-"Ulan Emre , asıl gothic sensin, iyice soyutladın kendini,bu hal tavır hareketler nedir yani?"
Sonra içimden bir diğer ses:
-"Ne yapayım ki, benden bir tane daha olsa belki onla çok iyi anlaşabilirdim"
O zaman anladımki aslında gece gördüğüm rüya ne kadar kötü olabilirdi ki bugün yaşadıklarımla kıyaslarsak?
Keşke o kabus gibi bir fırsatım olsa da bi gece kendimle dertleşebilsem.Belki o zaman çözeceğim kendimi. Bıraktım bir geceyi, kendi gözlerimle göz göze gelmeyi ve içini okumayı. Artık kendi gözleri içine bakıp kendini kandırmayan bir insanı görmek istiyorum.
Hee , bugünkü yaşadıklarım neydi ki bu kadar kötü oraya gelelim.
Ne kadın-erkek ilişkisiydi bu,
Ne dost- ahbap tartışması.
Hayata dışarıdan bir bakıştı benimkisi sadece,
Etraftaki "şerefli ahlaksızları" izledim biraz.
Niye bu kadar kafana takıyosun be oğlum , sanane ki.
Karamsarlık üstümde,
Kaybettiğimden değil ha,
Üzüntüm sadece,
Eninde sonunda,
Kaybedeceğimden.
Kaybedeceğini anlamış bi insanı hayata bağlayabilecek birşey varsa çıksın gelsin artık.
O zaten kaybetmiş zihninde herşeyi.
Belki süpriz olur ne bilim.
Herhangi bir şey ...
Aklıma gelmişken,
Bugün otobüs saatini aklımda tutmayı başaramadım,
7 kez baktım.
Durağa gittiğimde yine yanlış hatırladığımı anladım.
Blog şifremi de bi yere yazmadım pc hatırlıyo nasolsa diye.
Bakalım ilerde n'apcam o bellek gidince.
Herşeyi birden unutur muyum acaba?
Aslında çok iyi olur be.
Format atılmış bir pc herzaman daha temiz çalışır.
Ve unutmadan.
Bir zaman makinası olsa nereye giderdin diye sordu bir şahsiyet.
Kendisi okumuyo ve okumayacak ayrıca da haberi de olmayacak.
Ama heralde cevabım,
Kendi ölümüme bir saat kala bir zamana gitmek isterdim.
Alternatif olarak da belki Gs nin kadıköyde feneri yendiği bir zamana da olabilir.
Ama zaman makinası öyle bir yer zaman mekan bulamayadabilir.
Ben yine hakkımı riske atmayıp ilk tercihte ısrar ediyorum.
Ne düşünüyordum uyumaya çalışırken?
Ne gördüm rüyamda?
Bir tanesi yetmiyor gibi,
Çifter çifter olmayasıca insanlar,
yada olasıca...
Biri biterken öbürü başlamıyordu abi, direk çift olarak farklı yerlerde dolaşıyordu bu insancıklar, nereye gitsem karşıma çıkıyorlardı. Kaçış yoktu bana bu 2-3 saniyelik hayat dilimimde.
Böyle bir günün sabahı ne kadar iyi olabilirdi ki.
Olamazdı tabiki iyi falan,
Aksine iyi gözüküp arkadan vuranlardan,
İşte onlardandı bugün.
Herkesi kontrol edemeyeceğimi ve "ne umdum ne buldum" u öğrendim bugün.
Güzel oldu aslında ama kötü bitti.
Ufak tartışmaları kapatacak insanlar aksine üstüne üstüne gidip büyütüyordu,
Kafamdaki, hayallerimdeki "a peaceful life" kavramı gittikçe "waste of time" ile yer değiştirmeye başladı bile.
Neden insanoğlu her zaman ulaşılmazın peşinde?
Neden elimizdeki ile yetinemiyoruz?
Neden ben bi laf etmeden " karşımdaki insan ne düşünür acaba" derken, diğer insanlar salla gitsin mantığı içerisinde hareket etmeye meyilliler?
Bazen şu gothic takılanlara da gözüm kaydığı kadar içimden saymıyorum değil. Ama bugün kendime şunu diyorum:
-"Ulan Emre , asıl gothic sensin, iyice soyutladın kendini,bu hal tavır hareketler nedir yani?"
Sonra içimden bir diğer ses:
-"Ne yapayım ki, benden bir tane daha olsa belki onla çok iyi anlaşabilirdim"
O zaman anladımki aslında gece gördüğüm rüya ne kadar kötü olabilirdi ki bugün yaşadıklarımla kıyaslarsak?
Keşke o kabus gibi bir fırsatım olsa da bi gece kendimle dertleşebilsem.Belki o zaman çözeceğim kendimi. Bıraktım bir geceyi, kendi gözlerimle göz göze gelmeyi ve içini okumayı. Artık kendi gözleri içine bakıp kendini kandırmayan bir insanı görmek istiyorum.
Hee , bugünkü yaşadıklarım neydi ki bu kadar kötü oraya gelelim.
Ne kadın-erkek ilişkisiydi bu,
Ne dost- ahbap tartışması.
Hayata dışarıdan bir bakıştı benimkisi sadece,
Etraftaki "şerefli ahlaksızları" izledim biraz.
Niye bu kadar kafana takıyosun be oğlum , sanane ki.
Karamsarlık üstümde,
Kaybettiğimden değil ha,
Üzüntüm sadece,
Eninde sonunda,
Kaybedeceğimden.
Kaybedeceğini anlamış bi insanı hayata bağlayabilecek birşey varsa çıksın gelsin artık.
O zaten kaybetmiş zihninde herşeyi.
Belki süpriz olur ne bilim.
Herhangi bir şey ...
Aklıma gelmişken,
Bugün otobüs saatini aklımda tutmayı başaramadım,
7 kez baktım.
Durağa gittiğimde yine yanlış hatırladığımı anladım.
Blog şifremi de bi yere yazmadım pc hatırlıyo nasolsa diye.
Bakalım ilerde n'apcam o bellek gidince.
Herşeyi birden unutur muyum acaba?
Aslında çok iyi olur be.
Format atılmış bir pc herzaman daha temiz çalışır.
Ve unutmadan.
Bir zaman makinası olsa nereye giderdin diye sordu bir şahsiyet.
Kendisi okumuyo ve okumayacak ayrıca da haberi de olmayacak.
Ama heralde cevabım,
Kendi ölümüme bir saat kala bir zamana gitmek isterdim.
Alternatif olarak da belki Gs nin kadıköyde feneri yendiği bir zamana da olabilir.
Ama zaman makinası öyle bir yer zaman mekan bulamayadabilir.
Ben yine hakkımı riske atmayıp ilk tercihte ısrar ediyorum.
21 Nisan 2008 Pazartesi
Festival mi? Kalsın...
Bu sene de "festival" hayalim, okulumuzun olağanüstü çalışkan! öğrenci dekanlığı ve ayak takımı sayesinde, bir dağın tepesinden aşağıya bakmadan bungee jumping atlayışı denemiş ancak "1/2.k.x^2" ile kolaylıkla hesaplanabilen okulumuzun ,herhangi bir yüzey alanının integrali alındığında birim yüzeye düşen öğrenci sayısının üzerinde yarattığı gerginlik katsayısını hesaba katmayarak, neredeyse su yüzeyi ile temas edecek seviyeye gelmiş ve ayaklarına bağladığı o gergin lastiksi ip artık kopma noktasına gelmekte ve bu hayalimi daha fazla taşıyamamaktadır.
"So", artık daha fazla katlanıp da bu işin üzerine gidemeyeceğim sanırım. Yazık oldu bizim çocuklara. O kadar da çalıştırmıştım hepsini ve yerli yersiz pena ve benzeri zararsız madde fırlatmalarımı ciddiye almazsak eğlenceli bile olmustu bu birkaç ay be...Davul bile öğrenmeye başlamıştım sanki.
Çok da sağlamdı oluyoduk sanki. İlk denemeden sonra katettiğimiz yol, onca kavga dövüş tartışma, hergün repertuardan çıkarttığım ve yerine koyduğum şarkılar, arpeggio kastırmalarım, armonik minör solo tartışmalarımız, ogün ve düğün müziği ,ajda pekkan ve cover mantığı, aynı grupdan iki şarkı çalmamak ama malt'ı bu kategoriden ayrı tutmak,kesinlikle insanların görünüşlerini yansıttığını iddaa eden grupdan şarkılar çalmamak hatta duymamak, çalmak isteyenle maytap geçmek, glasgow kiss' i yüzlercedeneme sonunda bile hiç düzgün çalamamak, düşmez kalkmaz da "G" olmayan yerde ısrarla 3 denemede de "G" basıp şarkıyı death metal pisliğine çevirmek,evde amfileri ayrı odaya taşımak ve ayrı odalardan "surround" yapıp akdeniz akşamlarını gayet sert elektro melodileriyle çalarak kahkahalara boğulmak, çalışmaktan sıkıldığın yerde ankara misket , ve adını bilmediğim daha nice düğün müziklerini distortion ile çalmak, Ali babanın çiftliği şarkısını coverlayarak hayvan saydırılan yerde tüm bilinen gitaristlerin en belirgin solo tarzlarından örnekler vermek ama onları çalmak için o kısacık yerlere öküz gibi çalışmak ve kendini geliştirmek,"okula gitmeyeyimde para harcamıyayım biriktirip iyi bi digital pedal alayım" düşünceleri,saçları "nejat işler" gibi kestirmek (bunu yazarken çok gülüyorum nedense) mekan ,zaman ve detay kavramlarından uzak kaldığım süredeki yaşadıklarımın beyin fırtınası tarzındaki anlatım şeklini almış olan bi özeti gibi oldu.
----------------------------------------------------------------/////////////---------------------------------------------------------
Malt fan'ıyım artık. Tarladan yeni toplanan arpaları bira fabrikasına gitmeden önce estirdiğim soğuk hava ile ben kurutuyorum. Neden ülkemizde Iron Maiden tarzı muzik yapılmıyodu veya Paul Gilbert üstadın o eğlenceli saçmasapan ama ironik sözleri ile benzerlik gösteren bir rock-metal grubu yoktu? Neden herkes alternatif rock denilen şu bi türlü keyif alamadığım müziğin ritminde kafa sallarken aynı anda parmak şıklatıyordu?
-Saçma mı geldi sana kuzum ?
Banane be!
Kim ne dinlerse dinlesin.
İyi ki varsın Cenk, iyi ki Malt.
Erdem seni sevmiyorum, sen soğuk ötesi espriler yapıyosun abi son noktasın artık...
Ağaca çıkan ve mahsur kalan kediyi kurtarmaya çalışan adama: "deniz manzarasını kapatıyor" diye sopayla az ileriye kaydırmak isteyen vatandaş örneğinden sonra bittin , bende bittim.
Neden festivallere katıl(a)madık?
1-Canım okulum öğrenci dekanlığına çektiğim maillere verilen cevaplar en az 1 hafta sonra elime ulaşıyodu
2-Öğrenci dekanlığı beni 1.5 ay boyunca gereksiz bekletip zamanımı yedi ve bezdirdi
3- Geçen gün aldığım haberde festival işlerine öğrenci konseyi bakıyormuş ve alternatif sahne programı tamamen belli olmuş.
4-Sayın öğrenci konseyi başkanı yine de beni çağırıyomuş ve birşeyler ayarlayabilirmiş sahne için.
5-Grup gitarlarından biri yine ben vokal yapmam diye tutturmuş. "Dolmuş" a sesinin yetebileceğine inanmıyomuş beyefendi.
6-Cok sıkılmış ve bezmişler artık çook.
------------------------------------------
Educa Puzzle , Polisan Puzzle halısı, Tutankamon ve Ben
Almış olduğum 1000 parçalık puzzle mahlukatını yaklasık 2 hafta once 3 haftalık bi uğraş sonunda tek başıma bitirmiş bulundum. Ama çok boş bulundum. Asıl iş onu yapıştırmaktaymış. 2 kere denedim yapışmadı kendileri. Ama asıl iş onu yapıştırdıkdan sonra duvara asmaktaymış.
Sevgili puzzle mahlukatımın ana öğesi olan Mr. Tutankamon firavun hazretleri annemle aramı açmaktaydı neredeyse. Diyaloğun özeti şöyleydi sanki:
A:ANNE
E:EMRE
A:Bu ne oğlum nerden çıktı şimdi?
E:Pazıl" anne bu yani yapboz ama senin bildiğin o 20 parçalıklardan değil 1000 parça bu çok fena öküz bişi bu anne .
A:İşin gücün dersin yokmu senin bunlarla uğraşıyosun?
E:Anne öyle deme hani benim hafızam balık gibi ya, bunla geliştircem işte ben yaaaa.
A: İlaç aldık o kadar kullanmıyosun, meyve de yemiyosun hiç , onlar geliştirmicek te bu mu geliştirecek?
E: Bilgisayar başında zaman geçirceğime bunu yapcam artık.
A: Peki bu bitince nolcak?
E: Yapıştırıp tablo yaptırcam sonra salona asıcam.
A:Neeeeeeeee!!!!!!!!
(Buradaki ne kelimesinin çıkış şekli tıpkı bir nazgûl çığlığı gibidir. (bkz. Lord of The Rings))
A: Ben Allah'a karşı gelen kendini Tanrı ilan eden adamın resmini evime astırmam!
E: Ne alaka ya yobaz mısın anne sen yaaa. Bu da nerden çıktı?
A: Astırmam bak görürsün firavunlar Allah tarafından lanetlendi bi kere sen ne biçim üniversite öğrencisisin?
E:Anne bu tutankamon zaten 9 yasında tahta cıkmıs 18 inde ölmüş bu kendini tanrı ilan etse nolur daha aklı baliğ olmamış ergenlik çağına girmemiş bile ya bunun tanrıyım dediğine ne bakıyosun sen çocuk işte ne dediğini bilmiyo...
A: Ben anlamam efendim astırmam dedim o kadar...
Son sözü buydu. Hala masanın üstünde yarım yamalak yapışmış bi şekilde yatıyo ama ben onu asıcam eninde sonunda.
Ama bu Tutankamon beyefendi kotü kalpli veziri tarafından kafasının arkasından taşla vurularak öldürülmemişmiydi. Ayrıca kemikleri de tuzlanıp yakılmadı. Aksine onu mumyalayıp canlı tuttular. Ruhu çok kızgındı. Ya ben bunu odama astığımda onun ruhu beni rahatsız ederse o zaman napıcazz !
-Odamın etrafına tuz dökerim bende...
-O zaman da tuza olan bağlılığın yüzünden ailen seni artık tuzlu yemeni bırakıp direk tuz yediğini zannettiği için diyete zorlayacak ve zayıflayacaksın ve eninde sonunda o ruh seni bulacak zayıf halde.İşte o anda senin işini bitirecek Tutankamon.
supernatural da ters koşe yapmaya başladı bu 2. sezonda artık. Zaten sürükleyemezleri hep aynı zombilerle. Alın beni senaryo kadrosuna. Cidden vazgeçerim gitardan, mühendislikden . 2 değişik öcü yapıveriyimde size görün. Bizim gulyabanilerimiz, Hambur dedelerimiz, Dede korkutlarımız nerde kalmış yaa. Koyun onlarıda.
Dipnot: Dede Korkut bir korku öğesi olmamasına rağmen üniversiteli yıllarıma kadar okumayıp dinlemediğim için hep kendisini bir Freddy Krueger ile eş tuttum.Affet beni Korkutum.
Konu saptı iyice bugünlük yeter bu kadar.
Blog açmama sebep olanlara teşekkürler.
"So", artık daha fazla katlanıp da bu işin üzerine gidemeyeceğim sanırım. Yazık oldu bizim çocuklara. O kadar da çalıştırmıştım hepsini ve yerli yersiz pena ve benzeri zararsız madde fırlatmalarımı ciddiye almazsak eğlenceli bile olmustu bu birkaç ay be...Davul bile öğrenmeye başlamıştım sanki.
Çok da sağlamdı oluyoduk sanki. İlk denemeden sonra katettiğimiz yol, onca kavga dövüş tartışma, hergün repertuardan çıkarttığım ve yerine koyduğum şarkılar, arpeggio kastırmalarım, armonik minör solo tartışmalarımız, ogün ve düğün müziği ,ajda pekkan ve cover mantığı, aynı grupdan iki şarkı çalmamak ama malt'ı bu kategoriden ayrı tutmak,kesinlikle insanların görünüşlerini yansıttığını iddaa eden grupdan şarkılar çalmamak hatta duymamak, çalmak isteyenle maytap geçmek, glasgow kiss' i yüzlercedeneme sonunda bile hiç düzgün çalamamak, düşmez kalkmaz da "G" olmayan yerde ısrarla 3 denemede de "G" basıp şarkıyı death metal pisliğine çevirmek,evde amfileri ayrı odaya taşımak ve ayrı odalardan "surround" yapıp akdeniz akşamlarını gayet sert elektro melodileriyle çalarak kahkahalara boğulmak, çalışmaktan sıkıldığın yerde ankara misket , ve adını bilmediğim daha nice düğün müziklerini distortion ile çalmak, Ali babanın çiftliği şarkısını coverlayarak hayvan saydırılan yerde tüm bilinen gitaristlerin en belirgin solo tarzlarından örnekler vermek ama onları çalmak için o kısacık yerlere öküz gibi çalışmak ve kendini geliştirmek,"okula gitmeyeyimde para harcamıyayım biriktirip iyi bi digital pedal alayım" düşünceleri,saçları "nejat işler" gibi kestirmek (bunu yazarken çok gülüyorum nedense) mekan ,zaman ve detay kavramlarından uzak kaldığım süredeki yaşadıklarımın beyin fırtınası tarzındaki anlatım şeklini almış olan bi özeti gibi oldu.
----------------------------------------------------------------/////////////---------------------------------------------------------
Malt fan'ıyım artık. Tarladan yeni toplanan arpaları bira fabrikasına gitmeden önce estirdiğim soğuk hava ile ben kurutuyorum. Neden ülkemizde Iron Maiden tarzı muzik yapılmıyodu veya Paul Gilbert üstadın o eğlenceli saçmasapan ama ironik sözleri ile benzerlik gösteren bir rock-metal grubu yoktu? Neden herkes alternatif rock denilen şu bi türlü keyif alamadığım müziğin ritminde kafa sallarken aynı anda parmak şıklatıyordu?
-Saçma mı geldi sana kuzum ?
Banane be!
Kim ne dinlerse dinlesin.
İyi ki varsın Cenk, iyi ki Malt.
Erdem seni sevmiyorum, sen soğuk ötesi espriler yapıyosun abi son noktasın artık...
Ağaca çıkan ve mahsur kalan kediyi kurtarmaya çalışan adama: "deniz manzarasını kapatıyor" diye sopayla az ileriye kaydırmak isteyen vatandaş örneğinden sonra bittin , bende bittim.
Neden festivallere katıl(a)madık?
1-Canım okulum öğrenci dekanlığına çektiğim maillere verilen cevaplar en az 1 hafta sonra elime ulaşıyodu
2-Öğrenci dekanlığı beni 1.5 ay boyunca gereksiz bekletip zamanımı yedi ve bezdirdi
3- Geçen gün aldığım haberde festival işlerine öğrenci konseyi bakıyormuş ve alternatif sahne programı tamamen belli olmuş.
4-Sayın öğrenci konseyi başkanı yine de beni çağırıyomuş ve birşeyler ayarlayabilirmiş sahne için.
5-Grup gitarlarından biri yine ben vokal yapmam diye tutturmuş. "Dolmuş" a sesinin yetebileceğine inanmıyomuş beyefendi.
6-Cok sıkılmış ve bezmişler artık çook.
------------------------------------------
Educa Puzzle , Polisan Puzzle halısı, Tutankamon ve Ben
Almış olduğum 1000 parçalık puzzle mahlukatını yaklasık 2 hafta once 3 haftalık bi uğraş sonunda tek başıma bitirmiş bulundum. Ama çok boş bulundum. Asıl iş onu yapıştırmaktaymış. 2 kere denedim yapışmadı kendileri. Ama asıl iş onu yapıştırdıkdan sonra duvara asmaktaymış.
Sevgili puzzle mahlukatımın ana öğesi olan Mr. Tutankamon firavun hazretleri annemle aramı açmaktaydı neredeyse. Diyaloğun özeti şöyleydi sanki:
A:ANNE
E:EMRE
A:Bu ne oğlum nerden çıktı şimdi?
E:Pazıl" anne bu yani yapboz ama senin bildiğin o 20 parçalıklardan değil 1000 parça bu çok fena öküz bişi bu anne .
A:İşin gücün dersin yokmu senin bunlarla uğraşıyosun?
E:Anne öyle deme hani benim hafızam balık gibi ya, bunla geliştircem işte ben yaaaa.
A: İlaç aldık o kadar kullanmıyosun, meyve de yemiyosun hiç , onlar geliştirmicek te bu mu geliştirecek?
E: Bilgisayar başında zaman geçirceğime bunu yapcam artık.
A: Peki bu bitince nolcak?
E: Yapıştırıp tablo yaptırcam sonra salona asıcam.
A:Neeeeeeeee!!!!!!!!
(Buradaki ne kelimesinin çıkış şekli tıpkı bir nazgûl çığlığı gibidir. (bkz. Lord of The Rings))
A: Ben Allah'a karşı gelen kendini Tanrı ilan eden adamın resmini evime astırmam!
E: Ne alaka ya yobaz mısın anne sen yaaa. Bu da nerden çıktı?
A: Astırmam bak görürsün firavunlar Allah tarafından lanetlendi bi kere sen ne biçim üniversite öğrencisisin?
E:Anne bu tutankamon zaten 9 yasında tahta cıkmıs 18 inde ölmüş bu kendini tanrı ilan etse nolur daha aklı baliğ olmamış ergenlik çağına girmemiş bile ya bunun tanrıyım dediğine ne bakıyosun sen çocuk işte ne dediğini bilmiyo...
A: Ben anlamam efendim astırmam dedim o kadar...
Son sözü buydu. Hala masanın üstünde yarım yamalak yapışmış bi şekilde yatıyo ama ben onu asıcam eninde sonunda.
Ama bu Tutankamon beyefendi kotü kalpli veziri tarafından kafasının arkasından taşla vurularak öldürülmemişmiydi. Ayrıca kemikleri de tuzlanıp yakılmadı. Aksine onu mumyalayıp canlı tuttular. Ruhu çok kızgındı. Ya ben bunu odama astığımda onun ruhu beni rahatsız ederse o zaman napıcazz !
-Odamın etrafına tuz dökerim bende...
-O zaman da tuza olan bağlılığın yüzünden ailen seni artık tuzlu yemeni bırakıp direk tuz yediğini zannettiği için diyete zorlayacak ve zayıflayacaksın ve eninde sonunda o ruh seni bulacak zayıf halde.İşte o anda senin işini bitirecek Tutankamon.
supernatural da ters koşe yapmaya başladı bu 2. sezonda artık. Zaten sürükleyemezleri hep aynı zombilerle. Alın beni senaryo kadrosuna. Cidden vazgeçerim gitardan, mühendislikden . 2 değişik öcü yapıveriyimde size görün. Bizim gulyabanilerimiz, Hambur dedelerimiz, Dede korkutlarımız nerde kalmış yaa. Koyun onlarıda.
Dipnot: Dede Korkut bir korku öğesi olmamasına rağmen üniversiteli yıllarıma kadar okumayıp dinlemediğim için hep kendisini bir Freddy Krueger ile eş tuttum.Affet beni Korkutum.
Konu saptı iyice bugünlük yeter bu kadar.
Blog açmama sebep olanlara teşekkürler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)