Dinle dinle bıkmadım şu şarkıdan. Havaların bozduğu şu günlerde bende bir ata binip çöl boyunca sessiz, sakin, miskin ve bezgin bir şekilde ilerlemek istiyorum. Ama at üstündeyken mümkünse ipod da bu şarkı da çalcak. O kadar çok ardarda dinlemeliyimki bi zaman sonra artık baysın ve at üstünde uyuyakalayım. Sonra o at beni götürsün üzerinde, hep hayalini kurup , bazen de görüp ulaşamadığım serapa yeşilliğe, o nehir kıyısında irili ufaklı gıcır gıcır taşların sıcaklığının bel ve sırt bölgesine "göbektaşı" etkisi yaptığı cennete. Orda isimsiz sevimli at arkadaşım, can dostum bıraksın beni yere.
Burda işte ihtimaller devreye girecek.
İlk ihtimal , at arkadaşın beni yavaşça bırakması olsun örneğin.
İsimsiz sevimli midilli, miskin çocuğu yavaşça bırakır. O kadar nazik ve dikkatli koymuştur ki o sımsıcak taşların üstüne, çocuk uyanmaz bile. Su sesi yawaştan kulağına fısıldar "uyu, sakın kalkma, burası güzel ama dışarısı kötü " diye. Başucuna balıkçıl bir kuş gelir ,kanatları beyazdan bozma kirli sarı. Öyle bir gülümsüyordur ki hayata bu balıkçıl , sanki peşinden koştuğu onca balığa ulaşamamak ona bir eğlence gibi geliyordur. Tüm olumsuzluklara rağmen o irili ufaklı zümrüt taşların üzerinde uyuyakalmış genç adamın sıcaklığını hisseder ve yanına konar.
At bir köşede yavaşca dizlerinin üstüne çökmüş, gözlerini yummuş , sahibinin onu ismiyle çağıracağı zamanı beklemektedir. Ama sahibi olan genç adamın ona verebileceği bir isim yoktur.Çünkü uyandığında buradan ayrılacaktı ve yine baş başa uzun yollar boyunca gideceklerdi. Ona seslenirken içten bir "oğlum" demesi yeter di belkide. Nasıl olsa yol boyunca o ikisinden başka kimse olmayacaktı yanlarında.
Genç adam gözlerini kısık bir şekilde açar ve etrafını süzmeye başlar. Gördüğü güzellik karşısında tepkisiz kalır. Bunun ve bu gibi güzelliklerin geçici olduğunu,eninde sonunda buradan ayrılacağını çok iyi biliyordur. Başının üstünde hafif aşağı eğilmiş şapkasını kaldırır. Ağzına yerden kopardığı taze nane otunu alır ve atının yanına giderek sessiz bir şekilde" Haydi Oğlum..." der. Uzun yol onları beklemektedir.
Bir gün o kızgın kumların altından iki farklı beden çıkar . Kumları eşeleyen yabancıların gördüğü bir atın göğsüne yaslanmış yaşlı bir adam ve onu ölürken bile yanlız bırakmayan, göğsünde yer açan ve ölmeden önce gözünde son bir kan damlası kuruyup kalmış olan isimsiz bir at...
İkinci ihtimal ise biraz trajikomiktir.
O dışarıdan sevimli gözüken midillicik , üzerinde günlerdir sıkılmayan, bir inat uğruna hayattan bezip ,kendini at sırtında çöllere , ucsuz bucaksız yollara vurup miskin miskin dolaşan ve kendisine taze ot ve biradan başka hiçbir tahıl ürünü bahşetmeyen genç ve kibirli sahibinin uyuduğundan faydalanarak, "fırsat bu fırsattır" diyerek yılların verdiği kini , nefreti ve ezikliği üstünden atarcasına fırlatır taşlara doğru o uyuyan genç adamı. Ve başlar koşmaya uzaklara...
Yere düşerken kafasını o sıcacık taşlara çarpan genç adamın talihsiz başı sert ve sivri bir kayaya çarparak, boyamaya başlar yakut rengine o pırıl pırıl taşları ve o tertemiz berrak akarsuyu. Kan pıhtılaşmaya , ruh da bedenden ayrılmaya başlar. Birkaç köy ötede, masumca kağıttan gemisini suda yüzdüren masum köylü çocuğu görür kıpkırmızı nehri. Gemisi boyanmıştır sanki. Koşar annesine bağırığ çağırarak. Akıntı yönünün tesine doğru yürümeye başlarlar. Ulaştıklarında o cennet yeşili mavisi mekana, gördükleri manzara karşısında etkilenmemesi için anne küçük oğlunun ve sırtındaki yavrusunun gözlerini kapar o toprak kokan elleriyle.Kabile'nin erkeklerine haber verilir bu ölü adamın varlığı. (Ölüyü bulan kadının kocası "ne işin var elin adamının yanında haa " diye tepki verse de.) Bu genç adamı kendi adetlerine göre defnetmeye karar verirler. Bir sandala koyarak etrafı gaz ve odunlarla çevrilmiş kefenli insanı,kıyıya indirirler. Lider, elindeki meşaleyi sandalın üstündeki çalı çırpıya doğru uzatarak tutuşturur otları. Yavaşça itmeye başlarlar nehre doğru. Herkes kendi yoluna gitmektedir artık. Ölü genç adamın alevler içindeki bedeni nehre, ona son görevini yapan yöre insanı arkalarına bakmadan çadırlarına ...
Ve isimsiz at yavaşça gelir oraya. Tıpkı katillerin olay yerine tekrar geldikleri gibi. Uzaktan bakar usulca. Gece ayazında soğumuş kumlara bir damla gözyaşı döker. Ve yalnız başına yol alır o ucsuz bucaksız çöle doğru...
Supernatural a gelecek olursak, anlatamıyorum içinde patlıyo izleyen vardır diye.Gittikçe dizi sırlı olmaya ve güzelleşmeye başladı. Çoğu zaman Ghost Whisperer havası esse de yine de kahramanlarımın hiçbir zaman ölmeyeceğini bilerek diziye devam etmek hoşuma gidiyo.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder