Yazmadığım o uzun süre içinde,
Yazacak o kadar çok şey birikti ki;
Yazarak atmak mümkün değil içimden...
Anca bir damla gözyaşı yere düşen,
anlatır mı bilmemki o da?
İçi karışık,
Yarısı mutluluk ,
Yere düştüğünde etrafa dağılan damlacıklar kadar...
Yarısı hüzün,
Çarptığında bıraktığı iz kadar yerde...
Olmayan bir diğer yarısı kadar umut da var ,
Ne fayda...
Saçmasapan kelimeler ,
Yanlış kurulmuş cümleler,
Dönecek bana yine o acı sanki.
Zararı yine kendime.
Yazmak rahatlamak sadece.
Başka birşey değil...
Anlamsız.
İçine atmakdan farksız.
31 Mayıs 2008 Cumartesi
12 Mayıs 2008 Pazartesi
Regression
Hypnotherapist:
"Close your eyes and begin to relax. Take a deep breath, andlet
it out slowly.
Concentrate on your breathing. With each breath
you become more relaxed.
Imagine a brilliant white light above
you, focusing on this light as it flows through your body.
Allow yourself to drift off as you fall deeper and deeper into a more
relaxed state of mind.
Now as I count backward from ten to one,
you will feel more peaceful, and calm.
Ten.
Nine.
Eight.
Seven.
Six.
You will enter a safe place where nothing can harm you.
Five.
Four.
Three.
Two.
If at any time you need to come back,all
you must do is open your eyes.
One..."
Painfull Mind:
Safe in the light that surrounds me
Free of the fear and the pain
My subconscious mind
Starts spinning through time
To rejoin the past once again
Nothing seems real
I'm starting to feel
Lost in the haze of a dream
And as I draw near
The scene becomes clear
Like watching my life on a screen
Hello ............., so glad to see you
My friend.
"Close your eyes and begin to relax. Take a deep breath, andlet
it out slowly.
Concentrate on your breathing. With each breath
you become more relaxed.
Imagine a brilliant white light above
you, focusing on this light as it flows through your body.
Allow yourself to drift off as you fall deeper and deeper into a more
relaxed state of mind.
Now as I count backward from ten to one,
you will feel more peaceful, and calm.
Ten.
Nine.
Eight.
Seven.
Six.
You will enter a safe place where nothing can harm you.
Five.
Four.
Three.
Two.
If at any time you need to come back,all
you must do is open your eyes.
One..."
Painfull Mind:
Safe in the light that surrounds me
Free of the fear and the pain
My subconscious mind
Starts spinning through time
To rejoin the past once again
Nothing seems real
I'm starting to feel
Lost in the haze of a dream
And as I draw near
The scene becomes clear
Like watching my life on a screen
Hello ............., so glad to see you
My friend.
7 Mayıs 2008 Çarşamba
Çifte vize haftası
Hala uyanık kalışımın 36. saatine girmek üzereyim. Vize haftası ve okulu uzatmama istekleri sağolsun can havliyle cırpınmama destek oluyorlar.
3 gundur evime daha yeni gelebildim. Cok sukur ...
WAT peşinde koşturuyorum bi yandan. Tabi ki USA tercihim.
Babamı nasıl ikna ettiğimi hala anlamış değilim. Bu kadar kolay olacağını beklemiyordum.
Oysa iyi de hazırlanmıstım.
Annem her zamanki gibi yanlız gidiyosan bırakmam tavırlarında.
Bir sürü boş uğraş çıktı başıma yine.
Kendi vize sınavlarım yetmiyo gibi bide oraya vize almaya uğraşıcaz şimdi. Ama büyük ihtimal alamam(olumsuz konusayım ki olumlu cıksın).
Ucak şirketleri utanmasa 398 aktarma yapacaklar. Eğer gitmek kısmet olursa, Aktarma yüzünden! Brüksel, Paris veya Stuttgart şehirlerinden birinde 1 gün pineklemek zorunda kalcam. (Gidemeyeceğim için sorun yok:p)
Uyumak için yakın arkadaşlarımdan birini sattım. Ama hala uyuyamadım.
Sunumunu yapmayı erteleyip bi hafta sonra -10 puan ile yapmayı tercih ettim birkaç saatlik keyif horultusu yüzünden.
Pişman mıyım?
Asla
Blogumu bu aralar cok ihmal edicem. Kafamda binbir tilki dönüyor. Değişik bi yaz olsun artık. Bende ev studyomu kurayım sonunda.
Allah'ım aklıma mukayet ol.
Ben sapıttım.
3 gundur evime daha yeni gelebildim. Cok sukur ...
WAT peşinde koşturuyorum bi yandan. Tabi ki USA tercihim.
Babamı nasıl ikna ettiğimi hala anlamış değilim. Bu kadar kolay olacağını beklemiyordum.
Oysa iyi de hazırlanmıstım.
Annem her zamanki gibi yanlız gidiyosan bırakmam tavırlarında.
Bir sürü boş uğraş çıktı başıma yine.
Kendi vize sınavlarım yetmiyo gibi bide oraya vize almaya uğraşıcaz şimdi. Ama büyük ihtimal alamam(olumsuz konusayım ki olumlu cıksın).
Ucak şirketleri utanmasa 398 aktarma yapacaklar. Eğer gitmek kısmet olursa, Aktarma yüzünden! Brüksel, Paris veya Stuttgart şehirlerinden birinde 1 gün pineklemek zorunda kalcam. (Gidemeyeceğim için sorun yok:p)
Uyumak için yakın arkadaşlarımdan birini sattım. Ama hala uyuyamadım.
Sunumunu yapmayı erteleyip bi hafta sonra -10 puan ile yapmayı tercih ettim birkaç saatlik keyif horultusu yüzünden.
Pişman mıyım?
Asla
Blogumu bu aralar cok ihmal edicem. Kafamda binbir tilki dönüyor. Değişik bi yaz olsun artık. Bende ev studyomu kurayım sonunda.
Allah'ım aklıma mukayet ol.
Ben sapıttım.
4 Mayıs 2008 Pazar
Durum Raporu
1 Mayıs Persembe
Eylemler vardır. Okula gidilmez. Ayrıca boş gündür.
Ayak bileği ödemlidir. Yürünmez durumdadır.Bir sonraki gün yüyüyebilmek için ilaç ve masaj bol miktarda kendini göstermiştir.
Uzun zaman sonra nasır tutmuş ellerin artık eski haline döndüğü anlaşılır. Hemen rejenerasyon çalışmasına başlanır. Nasırı geçen eller uygun tempoda parmak alıştırması ve bend solo teknikleri ile şişirilir, su toplanması sağlanır. Su toplamış parmaklar ile iyice devam edilir uğraşılmaya. Sonuçta gitar için gerekli olan nasırlı parmaklara sahip olunur.
Aksamdan" Cumartesi günü sınav var erken yatim da okula erken gidiyim çalışırım akşama kadar sonra orda birinde kalıp ders çalışırız " mantığı ile yatılır.
2 Mayıs Cum'a :)
Erken yatılan akşam sonrasında her zamanki gibi 5, 5.30 gibi uyanılır. Ama yataktan ters kalkmanın ve ne olduğu bilinemeyen bi rahatlığın verdiği vurdumduymazlık sayesinde 4. kere o sabah derse gidilmez ve saat alarmı tekrar 10.30 civarında uyanmak değil"ertelenmek"üzere kurulur.
Kurulan saat ertelenmez ve hemen okula gidilir. 82 yıllık yaşamının verdiği bunaklık ve 1 mayıs ertesinin sağladığı gaz ile Prof. Dede anarşi döneminden girer. Günümüze ulaşamadan kendide yorulur. Dedenin anlattıklarından bi hayli sıkılan öğrenci cocuk şahısı, telefondaki tetris de rekor kırar ve ismini hall of fame 'e yazdırır.
12.30 -14.20 saatleri arasındaki 2 dersi " blok yapıyorum " deyip, ders saatlerini birleştirmekle kalmayıp 14.20 den 14.30 a kadar olan tenefüs saatini bile derse ekleyen , "ara verelim" denildiğinde insanlara hakaret edebilen ve onurunu kırabilen Prof.Dede şahısımız, eğitim öğretim hayatında ilk kez dersi 1 saat erken bitirir.
Okula geldiğine pişman olan fantastik blog yazarı insanı ,samimi arkadaşlarından birini görür. "Haydi bari ders çalışalım yarın sınav var" der. Ama sınav ertelenmiştir. Bunu öğrenen insan, bir dinazora dönüşüp böğürmeye başlar. Ve " bari akşam konsere gideyim " diye heveslenir.
Eve gidilmek üzeri değiştirilmek üzere yola koyulunur. Çünkü bu şahıs, bu sabah üzerine beyaz yakalı içten gömlekli gibi duran ve yeşil beyaz yatay çizgilerden oluşan tabiri caiz ise tam bir kolej cocuğu tişörtü giymiş ve bir rock bar 'a bu şekilde gitmenin komik olacağını düşünür.
Hemen eve gidip gelmek zorundadır çünkü daha sahne kurulacaktır. Hazırlık ve soundcheck yapılacaktır. Can Bey aranır.
"-Emre neredesin ?Çabuk bara git abicim sen geç kaldık zaten." Kelimelerini duyan şahıs, eyvahlar olsun diyerek üzerindeki o kıyafetle bara doğru hareket eder.
İçeri girdiğinde çalışanlar bile garip bakar bu şahısa. Yaklasık yarım saat beklenir. Merdivenlerden önce büyük bir gölge, sonrasında gölgeden daha büyük bir göt ve üzerinde uzun saclı bir adam görünür. Bu adam Can Ergenler'dir. Oturulup 1 saat kadar geyik yapılır.
Davulcu arkadastan telefon gelinir. Gidip olduğu yerden alınır. Big John Can bey gelir. Eşyalar alınır sahne hazırlanır. Saatlerce soundcheck ve tonmaistering olayı yapılır. Mr. Crowley bıkılacak kadar dinlenir.
Sami gelir. Yarım saat yer tarif edilir. Yeri bulur. Sonra yine gider ve konser saatini beklemeye başlar.
Serkan ve Sami gelir. Ön grup sahne alır. Ön grubun çaldığı şarkılardan hiçbiri bilinemez. Aşağı inilir ve ana sahne beklenir.
2-3 Mayıs arasında bir yerler
Ana sahne start alır. Burkey Turnkahn koşmaya başlar ilk çığlıkla. Arkadan bir boy arayla Can Guneysteen yarışı sürdürür. Arkadan giydiği siyah deri pantolonuyla kara bir bulut yığını gibi Can ergenler akın akın gelmektedir. Davulcu arkadan takip eder.
Arada bir sahnede bir aslan belirir. "Wuhhaaarrrooogghhh " diye bi ses çıkar ve yeni şarkıya geçilir.Şarkılar gittikçe can sıkar. Ve konser erken biter.
Günün 4. ıslak hamburger ve 2. patsosunu yemek üzere patso ya gidilir. Mide tıka basa doldururlur. Daha sonra tophaneye gitmek için istiklal ' in en korkutucu ara sokakları seçilir. Sora sora bağdat bulunur.
24 Saat açık olan bir nargile esnafı bulunur. Oraya danaların otlandığı gibi yayılınır. 2 nargile ve çay söylenir. Ağzındaki tat alıcı dokuları bulunmayan davulcu cocuk , çayı bir dikişte içerek dikkatleri üzerine çeker.
En gereksiz geyik muhabbetleri gece boyunca yapılır. Tophane' nin anıları anlatılır. Tavla da karşındaki insanın kalbi kırılmasın diye yenilinir. Sonra açılan tv de nba maçı izlenir.
Sabah olur ve yola çıkılır istiklale doğru. Çimlerin üzerinde görülen pet şişe sırayla su vanası boşluğuna sokulup golf efsanesi yaşatılmaya çalışınır.
İstiklal'de bir börekçiye girilir. Menü ye bakılır. Adamların kıymalı börek yanına 2.5 ytl , sade börek yanına 0.5 ytl yazmasından şüphelenilir. Hesap ödenirken amcaların menüye sadece aradaki farkı yazdığı anlaşılır ve sade börek 2.0 ytl ile günlük kura 2. sıradan girer.
Börekçiden çıkılıp simit sarayına girilir. Çay simit gazete alınır. Stüdyoya girme fikri ortaya atılır. Oy birliği ile kabul edilir.
Zaman geçirilir. Adam cep telefonu ile evinden çağırılır. Studyo açtırılıp iğrenç bi studyo çalışması yapılır. Performans 2 kişi de olsa çok kötüdür.
Stüdyodan çıkılır. Davul bakmak üzere gezilir. Serkan satış koyar. Eve kaçar.
Diğer elemanlar da otobüse biner sonra. Otobüste sızılır. Son durakta uyanılır. Eve gidilir. Evde de sızılır.
Blog yazarı kişisi hayatında karşılaşmadığı kadar telefon çağrısı ve mesaj ile rahatsız edilir. Ona rağmen uyunur. Aksam 21.30 civarı uyanılır. Yemek yenildikten sonra arkadaş tarafından çağırılır ve yine uykusuz bir gece geçirmek üzere hazırlanır.
B.Çekmece ye gidilir. Arkadaş için çiğ tavuk yenilir ve sunum ödevi hazırlanır. Ödev bitince film keyfi başlar. Film de izlenir. Sonra uyumak için saat 5 civarı yatağa girilir.
Blog yazarı başkasının evinde uyuyamadığı için 9 gibi uyanır ve tetris oynamaya başlar. Bir kaç kez listeye girmesine rağmen rekorunu kıramaz. Kahvaltısını ettikten sonra eve doğru yol alır. Eve geldiğinde Rapidshare in happy hours hizmetinden yararlanarak lost indirilir. Bloglar okunur. Kendininkine de bişiler tıkırdatmak için klavyeye doğru eller gider. Siteye girilir ve şifre girişi yapılır . Yeni gönderi kısmına tıklanır ve...
"1 Mayıs Persembe
Eylemler vardır. Okula gidilmez. Ayrıca ..."
Eylemler vardır. Okula gidilmez. Ayrıca boş gündür.
Ayak bileği ödemlidir. Yürünmez durumdadır.Bir sonraki gün yüyüyebilmek için ilaç ve masaj bol miktarda kendini göstermiştir.
Uzun zaman sonra nasır tutmuş ellerin artık eski haline döndüğü anlaşılır. Hemen rejenerasyon çalışmasına başlanır. Nasırı geçen eller uygun tempoda parmak alıştırması ve bend solo teknikleri ile şişirilir, su toplanması sağlanır. Su toplamış parmaklar ile iyice devam edilir uğraşılmaya. Sonuçta gitar için gerekli olan nasırlı parmaklara sahip olunur.
Aksamdan" Cumartesi günü sınav var erken yatim da okula erken gidiyim çalışırım akşama kadar sonra orda birinde kalıp ders çalışırız " mantığı ile yatılır.
2 Mayıs Cum'a :)
Erken yatılan akşam sonrasında her zamanki gibi 5, 5.30 gibi uyanılır. Ama yataktan ters kalkmanın ve ne olduğu bilinemeyen bi rahatlığın verdiği vurdumduymazlık sayesinde 4. kere o sabah derse gidilmez ve saat alarmı tekrar 10.30 civarında uyanmak değil"ertelenmek"üzere kurulur.
Kurulan saat ertelenmez ve hemen okula gidilir. 82 yıllık yaşamının verdiği bunaklık ve 1 mayıs ertesinin sağladığı gaz ile Prof. Dede anarşi döneminden girer. Günümüze ulaşamadan kendide yorulur. Dedenin anlattıklarından bi hayli sıkılan öğrenci cocuk şahısı, telefondaki tetris de rekor kırar ve ismini hall of fame 'e yazdırır.
12.30 -14.20 saatleri arasındaki 2 dersi " blok yapıyorum " deyip, ders saatlerini birleştirmekle kalmayıp 14.20 den 14.30 a kadar olan tenefüs saatini bile derse ekleyen , "ara verelim" denildiğinde insanlara hakaret edebilen ve onurunu kırabilen Prof.Dede şahısımız, eğitim öğretim hayatında ilk kez dersi 1 saat erken bitirir.
Okula geldiğine pişman olan fantastik blog yazarı insanı ,samimi arkadaşlarından birini görür. "Haydi bari ders çalışalım yarın sınav var" der. Ama sınav ertelenmiştir. Bunu öğrenen insan, bir dinazora dönüşüp böğürmeye başlar. Ve " bari akşam konsere gideyim " diye heveslenir.
Eve gidilmek üzeri değiştirilmek üzere yola koyulunur. Çünkü bu şahıs, bu sabah üzerine beyaz yakalı içten gömlekli gibi duran ve yeşil beyaz yatay çizgilerden oluşan tabiri caiz ise tam bir kolej cocuğu tişörtü giymiş ve bir rock bar 'a bu şekilde gitmenin komik olacağını düşünür.
Hemen eve gidip gelmek zorundadır çünkü daha sahne kurulacaktır. Hazırlık ve soundcheck yapılacaktır. Can Bey aranır.
"-Emre neredesin ?Çabuk bara git abicim sen geç kaldık zaten." Kelimelerini duyan şahıs, eyvahlar olsun diyerek üzerindeki o kıyafetle bara doğru hareket eder.
İçeri girdiğinde çalışanlar bile garip bakar bu şahısa. Yaklasık yarım saat beklenir. Merdivenlerden önce büyük bir gölge, sonrasında gölgeden daha büyük bir göt ve üzerinde uzun saclı bir adam görünür. Bu adam Can Ergenler'dir. Oturulup 1 saat kadar geyik yapılır.
Davulcu arkadastan telefon gelinir. Gidip olduğu yerden alınır. Big John Can bey gelir. Eşyalar alınır sahne hazırlanır. Saatlerce soundcheck ve tonmaistering olayı yapılır. Mr. Crowley bıkılacak kadar dinlenir.
Sami gelir. Yarım saat yer tarif edilir. Yeri bulur. Sonra yine gider ve konser saatini beklemeye başlar.
Serkan ve Sami gelir. Ön grup sahne alır. Ön grubun çaldığı şarkılardan hiçbiri bilinemez. Aşağı inilir ve ana sahne beklenir.
2-3 Mayıs arasında bir yerler
Ana sahne start alır. Burkey Turnkahn koşmaya başlar ilk çığlıkla. Arkadan bir boy arayla Can Guneysteen yarışı sürdürür. Arkadan giydiği siyah deri pantolonuyla kara bir bulut yığını gibi Can ergenler akın akın gelmektedir. Davulcu arkadan takip eder.
Arada bir sahnede bir aslan belirir. "Wuhhaaarrrooogghhh " diye bi ses çıkar ve yeni şarkıya geçilir.Şarkılar gittikçe can sıkar. Ve konser erken biter.
Günün 4. ıslak hamburger ve 2. patsosunu yemek üzere patso ya gidilir. Mide tıka basa doldururlur. Daha sonra tophaneye gitmek için istiklal ' in en korkutucu ara sokakları seçilir. Sora sora bağdat bulunur.
24 Saat açık olan bir nargile esnafı bulunur. Oraya danaların otlandığı gibi yayılınır. 2 nargile ve çay söylenir. Ağzındaki tat alıcı dokuları bulunmayan davulcu cocuk , çayı bir dikişte içerek dikkatleri üzerine çeker.
En gereksiz geyik muhabbetleri gece boyunca yapılır. Tophane' nin anıları anlatılır. Tavla da karşındaki insanın kalbi kırılmasın diye yenilinir. Sonra açılan tv de nba maçı izlenir.
Sabah olur ve yola çıkılır istiklale doğru. Çimlerin üzerinde görülen pet şişe sırayla su vanası boşluğuna sokulup golf efsanesi yaşatılmaya çalışınır.
İstiklal'de bir börekçiye girilir. Menü ye bakılır. Adamların kıymalı börek yanına 2.5 ytl , sade börek yanına 0.5 ytl yazmasından şüphelenilir. Hesap ödenirken amcaların menüye sadece aradaki farkı yazdığı anlaşılır ve sade börek 2.0 ytl ile günlük kura 2. sıradan girer.
Börekçiden çıkılıp simit sarayına girilir. Çay simit gazete alınır. Stüdyoya girme fikri ortaya atılır. Oy birliği ile kabul edilir.
Zaman geçirilir. Adam cep telefonu ile evinden çağırılır. Studyo açtırılıp iğrenç bi studyo çalışması yapılır. Performans 2 kişi de olsa çok kötüdür.
Stüdyodan çıkılır. Davul bakmak üzere gezilir. Serkan satış koyar. Eve kaçar.
Diğer elemanlar da otobüse biner sonra. Otobüste sızılır. Son durakta uyanılır. Eve gidilir. Evde de sızılır.
Blog yazarı kişisi hayatında karşılaşmadığı kadar telefon çağrısı ve mesaj ile rahatsız edilir. Ona rağmen uyunur. Aksam 21.30 civarı uyanılır. Yemek yenildikten sonra arkadaş tarafından çağırılır ve yine uykusuz bir gece geçirmek üzere hazırlanır.
B.Çekmece ye gidilir. Arkadaş için çiğ tavuk yenilir ve sunum ödevi hazırlanır. Ödev bitince film keyfi başlar. Film de izlenir. Sonra uyumak için saat 5 civarı yatağa girilir.
Blog yazarı başkasının evinde uyuyamadığı için 9 gibi uyanır ve tetris oynamaya başlar. Bir kaç kez listeye girmesine rağmen rekorunu kıramaz. Kahvaltısını ettikten sonra eve doğru yol alır. Eve geldiğinde Rapidshare in happy hours hizmetinden yararlanarak lost indirilir. Bloglar okunur. Kendininkine de bişiler tıkırdatmak için klavyeye doğru eller gider. Siteye girilir ve şifre girişi yapılır . Yeni gönderi kısmına tıklanır ve...
"1 Mayıs Persembe
Eylemler vardır. Okula gidilmez. Ayrıca ..."
27 Nisan 2008 Pazar
A Horse with No Name
Dinle dinle bıkmadım şu şarkıdan. Havaların bozduğu şu günlerde bende bir ata binip çöl boyunca sessiz, sakin, miskin ve bezgin bir şekilde ilerlemek istiyorum. Ama at üstündeyken mümkünse ipod da bu şarkı da çalcak. O kadar çok ardarda dinlemeliyimki bi zaman sonra artık baysın ve at üstünde uyuyakalayım. Sonra o at beni götürsün üzerinde, hep hayalini kurup , bazen de görüp ulaşamadığım serapa yeşilliğe, o nehir kıyısında irili ufaklı gıcır gıcır taşların sıcaklığının bel ve sırt bölgesine "göbektaşı" etkisi yaptığı cennete. Orda isimsiz sevimli at arkadaşım, can dostum bıraksın beni yere.
Burda işte ihtimaller devreye girecek.
İlk ihtimal , at arkadaşın beni yavaşça bırakması olsun örneğin.
İsimsiz sevimli midilli, miskin çocuğu yavaşça bırakır. O kadar nazik ve dikkatli koymuştur ki o sımsıcak taşların üstüne, çocuk uyanmaz bile. Su sesi yawaştan kulağına fısıldar "uyu, sakın kalkma, burası güzel ama dışarısı kötü " diye. Başucuna balıkçıl bir kuş gelir ,kanatları beyazdan bozma kirli sarı. Öyle bir gülümsüyordur ki hayata bu balıkçıl , sanki peşinden koştuğu onca balığa ulaşamamak ona bir eğlence gibi geliyordur. Tüm olumsuzluklara rağmen o irili ufaklı zümrüt taşların üzerinde uyuyakalmış genç adamın sıcaklığını hisseder ve yanına konar.
At bir köşede yavaşca dizlerinin üstüne çökmüş, gözlerini yummuş , sahibinin onu ismiyle çağıracağı zamanı beklemektedir. Ama sahibi olan genç adamın ona verebileceği bir isim yoktur.Çünkü uyandığında buradan ayrılacaktı ve yine baş başa uzun yollar boyunca gideceklerdi. Ona seslenirken içten bir "oğlum" demesi yeter di belkide. Nasıl olsa yol boyunca o ikisinden başka kimse olmayacaktı yanlarında.
Genç adam gözlerini kısık bir şekilde açar ve etrafını süzmeye başlar. Gördüğü güzellik karşısında tepkisiz kalır. Bunun ve bu gibi güzelliklerin geçici olduğunu,eninde sonunda buradan ayrılacağını çok iyi biliyordur. Başının üstünde hafif aşağı eğilmiş şapkasını kaldırır. Ağzına yerden kopardığı taze nane otunu alır ve atının yanına giderek sessiz bir şekilde" Haydi Oğlum..." der. Uzun yol onları beklemektedir.
Bir gün o kızgın kumların altından iki farklı beden çıkar . Kumları eşeleyen yabancıların gördüğü bir atın göğsüne yaslanmış yaşlı bir adam ve onu ölürken bile yanlız bırakmayan, göğsünde yer açan ve ölmeden önce gözünde son bir kan damlası kuruyup kalmış olan isimsiz bir at...
İkinci ihtimal ise biraz trajikomiktir.
O dışarıdan sevimli gözüken midillicik , üzerinde günlerdir sıkılmayan, bir inat uğruna hayattan bezip ,kendini at sırtında çöllere , ucsuz bucaksız yollara vurup miskin miskin dolaşan ve kendisine taze ot ve biradan başka hiçbir tahıl ürünü bahşetmeyen genç ve kibirli sahibinin uyuduğundan faydalanarak, "fırsat bu fırsattır" diyerek yılların verdiği kini , nefreti ve ezikliği üstünden atarcasına fırlatır taşlara doğru o uyuyan genç adamı. Ve başlar koşmaya uzaklara...
Yere düşerken kafasını o sıcacık taşlara çarpan genç adamın talihsiz başı sert ve sivri bir kayaya çarparak, boyamaya başlar yakut rengine o pırıl pırıl taşları ve o tertemiz berrak akarsuyu. Kan pıhtılaşmaya , ruh da bedenden ayrılmaya başlar. Birkaç köy ötede, masumca kağıttan gemisini suda yüzdüren masum köylü çocuğu görür kıpkırmızı nehri. Gemisi boyanmıştır sanki. Koşar annesine bağırığ çağırarak. Akıntı yönünün tesine doğru yürümeye başlarlar. Ulaştıklarında o cennet yeşili mavisi mekana, gördükleri manzara karşısında etkilenmemesi için anne küçük oğlunun ve sırtındaki yavrusunun gözlerini kapar o toprak kokan elleriyle.Kabile'nin erkeklerine haber verilir bu ölü adamın varlığı. (Ölüyü bulan kadının kocası "ne işin var elin adamının yanında haa " diye tepki verse de.) Bu genç adamı kendi adetlerine göre defnetmeye karar verirler. Bir sandala koyarak etrafı gaz ve odunlarla çevrilmiş kefenli insanı,kıyıya indirirler. Lider, elindeki meşaleyi sandalın üstündeki çalı çırpıya doğru uzatarak tutuşturur otları. Yavaşça itmeye başlarlar nehre doğru. Herkes kendi yoluna gitmektedir artık. Ölü genç adamın alevler içindeki bedeni nehre, ona son görevini yapan yöre insanı arkalarına bakmadan çadırlarına ...
Ve isimsiz at yavaşça gelir oraya. Tıpkı katillerin olay yerine tekrar geldikleri gibi. Uzaktan bakar usulca. Gece ayazında soğumuş kumlara bir damla gözyaşı döker. Ve yalnız başına yol alır o ucsuz bucaksız çöle doğru...
Supernatural a gelecek olursak, anlatamıyorum içinde patlıyo izleyen vardır diye.Gittikçe dizi sırlı olmaya ve güzelleşmeye başladı. Çoğu zaman Ghost Whisperer havası esse de yine de kahramanlarımın hiçbir zaman ölmeyeceğini bilerek diziye devam etmek hoşuma gidiyo.
Burda işte ihtimaller devreye girecek.
İlk ihtimal , at arkadaşın beni yavaşça bırakması olsun örneğin.
İsimsiz sevimli midilli, miskin çocuğu yavaşça bırakır. O kadar nazik ve dikkatli koymuştur ki o sımsıcak taşların üstüne, çocuk uyanmaz bile. Su sesi yawaştan kulağına fısıldar "uyu, sakın kalkma, burası güzel ama dışarısı kötü " diye. Başucuna balıkçıl bir kuş gelir ,kanatları beyazdan bozma kirli sarı. Öyle bir gülümsüyordur ki hayata bu balıkçıl , sanki peşinden koştuğu onca balığa ulaşamamak ona bir eğlence gibi geliyordur. Tüm olumsuzluklara rağmen o irili ufaklı zümrüt taşların üzerinde uyuyakalmış genç adamın sıcaklığını hisseder ve yanına konar.
At bir köşede yavaşca dizlerinin üstüne çökmüş, gözlerini yummuş , sahibinin onu ismiyle çağıracağı zamanı beklemektedir. Ama sahibi olan genç adamın ona verebileceği bir isim yoktur.Çünkü uyandığında buradan ayrılacaktı ve yine baş başa uzun yollar boyunca gideceklerdi. Ona seslenirken içten bir "oğlum" demesi yeter di belkide. Nasıl olsa yol boyunca o ikisinden başka kimse olmayacaktı yanlarında.
Genç adam gözlerini kısık bir şekilde açar ve etrafını süzmeye başlar. Gördüğü güzellik karşısında tepkisiz kalır. Bunun ve bu gibi güzelliklerin geçici olduğunu,eninde sonunda buradan ayrılacağını çok iyi biliyordur. Başının üstünde hafif aşağı eğilmiş şapkasını kaldırır. Ağzına yerden kopardığı taze nane otunu alır ve atının yanına giderek sessiz bir şekilde" Haydi Oğlum..." der. Uzun yol onları beklemektedir.
Bir gün o kızgın kumların altından iki farklı beden çıkar . Kumları eşeleyen yabancıların gördüğü bir atın göğsüne yaslanmış yaşlı bir adam ve onu ölürken bile yanlız bırakmayan, göğsünde yer açan ve ölmeden önce gözünde son bir kan damlası kuruyup kalmış olan isimsiz bir at...
İkinci ihtimal ise biraz trajikomiktir.
O dışarıdan sevimli gözüken midillicik , üzerinde günlerdir sıkılmayan, bir inat uğruna hayattan bezip ,kendini at sırtında çöllere , ucsuz bucaksız yollara vurup miskin miskin dolaşan ve kendisine taze ot ve biradan başka hiçbir tahıl ürünü bahşetmeyen genç ve kibirli sahibinin uyuduğundan faydalanarak, "fırsat bu fırsattır" diyerek yılların verdiği kini , nefreti ve ezikliği üstünden atarcasına fırlatır taşlara doğru o uyuyan genç adamı. Ve başlar koşmaya uzaklara...
Yere düşerken kafasını o sıcacık taşlara çarpan genç adamın talihsiz başı sert ve sivri bir kayaya çarparak, boyamaya başlar yakut rengine o pırıl pırıl taşları ve o tertemiz berrak akarsuyu. Kan pıhtılaşmaya , ruh da bedenden ayrılmaya başlar. Birkaç köy ötede, masumca kağıttan gemisini suda yüzdüren masum köylü çocuğu görür kıpkırmızı nehri. Gemisi boyanmıştır sanki. Koşar annesine bağırığ çağırarak. Akıntı yönünün tesine doğru yürümeye başlarlar. Ulaştıklarında o cennet yeşili mavisi mekana, gördükleri manzara karşısında etkilenmemesi için anne küçük oğlunun ve sırtındaki yavrusunun gözlerini kapar o toprak kokan elleriyle.Kabile'nin erkeklerine haber verilir bu ölü adamın varlığı. (Ölüyü bulan kadının kocası "ne işin var elin adamının yanında haa " diye tepki verse de.) Bu genç adamı kendi adetlerine göre defnetmeye karar verirler. Bir sandala koyarak etrafı gaz ve odunlarla çevrilmiş kefenli insanı,kıyıya indirirler. Lider, elindeki meşaleyi sandalın üstündeki çalı çırpıya doğru uzatarak tutuşturur otları. Yavaşça itmeye başlarlar nehre doğru. Herkes kendi yoluna gitmektedir artık. Ölü genç adamın alevler içindeki bedeni nehre, ona son görevini yapan yöre insanı arkalarına bakmadan çadırlarına ...
Ve isimsiz at yavaşça gelir oraya. Tıpkı katillerin olay yerine tekrar geldikleri gibi. Uzaktan bakar usulca. Gece ayazında soğumuş kumlara bir damla gözyaşı döker. Ve yalnız başına yol alır o ucsuz bucaksız çöle doğru...
Supernatural a gelecek olursak, anlatamıyorum içinde patlıyo izleyen vardır diye.Gittikçe dizi sırlı olmaya ve güzelleşmeye başladı. Çoğu zaman Ghost Whisperer havası esse de yine de kahramanlarımın hiçbir zaman ölmeyeceğini bilerek diziye devam etmek hoşuma gidiyo.
26 Nisan 2008 Cumartesi
Bağışıklık ve Aşı
Daha önce görmediğimiz birşey ile karşılaştığımızda verdiğimiz tepki ,daha ileride vereceklerimizde farklı ve ayrı bir yere sahip olmuştur her zaman.
İlk korku, ilk hastalık,ilk deprem, ilk aşk, ilk sakatlık falan filan...
Bir rollercoaster ile minik ve eğlenceli! bir yolculuğa çıktığınızda, ilk turdaki korkuyu daha sonraki turlarda yaşayamassınız. Yada ilk heyecanı diyelim.
Bazı insanlar düşünürler:
"Hasta olsam da gitmesem bugün işe, eve , okula, gezmeye"
Ancak sürekli hastalanan bi insan için hastalanmanın keyfi, kaytaracak bi yanı olmadığı bilinir ama hasta olmaktan da korkmaz .Çünkü herzaman hasta oluyodur ve bundan sonra da olacaktır.
Tamamen bilinçsiz ve habersiz bi anımızda yakalandığımız tehlike bizi telaşlandırmaya yeter. Ama tecrübe edindikçe üstesinden gelmeye başlarız bu gibi şeylerin.
Ama aşk öyle değil. İlkindeki heyecanı koruyabilirsen eğer, her defasında kaybetmeden yaşayabiliyorsun.
Yok yok vazgeçtim. İlki de aynı ikincisi de sonuncusu da.
"Aşk biter, yenisi gelir eskisinden beter"
denildiği gibi.
Bide zamansız geleni vardır. İstersin istersin olmaz. İstemediğin anda , artık birşey hissetmediğini kendine zor da olsa kabullendirdiğin anda ,karşındakinin sana yüz vereceği tutar.
O zamana kadar yaptığın tüm maymunluklar film şeridi gibi gözünün önüne gelir.
Bazılarından utanırsın, bazılarına güler geçersin...
Sonunda anlarsın gerçeği, bundan sonra olmaz artık çünkü vazgeçmişsindir bi kere.
Küstürmüş karşındaki seni.
"Eskiden ne kadar istersen iste , olmaz artık..." dersin kendi kendine.
Bu durumun bir kaç kez tekrarlanması durumunda bağışıklık kazanırsın. Bedeninde ya da zihninde hiç birşey değişmez. Umursamazsın bile.
Asıl can alıcı olan,
Bir önceki gününün bir sonrakinden farklı olmayacağıdır.
En azından kendin için.
Bide üzerinden çok çok uzun zamanlar geçtiyse eğer,
Hatırlanmaya bile değmez artık.
Düşünmeye değmez.
Sakatlık nerden çıktı diye baktım bi an ,
Bu aralar kafama taktığım şeylerden olsa gerek.
Uzun yıllar sonra korktuğum başıma geldi yine.
Tam üzerimdeki tembelliği attım spora başladım derken,
eski günlere yaklaşmak bi kenara dursun yanından geçmeye heveslenirken
Yine aynı bağ grubunda kopma kırığı ve yırtık.
Bu kadar basit herşey. Yıllar önceki yaptığım ters! harekete benzer hareket.
Ufak bir parçada olsa kopan can yakıyo. Ama psikolojik olarak bunu da yenmişim demekki hissetmiyorum. Ama kafamda bi köşede duruyor.
ADDUCTOR LONGUS (cut) ile gösterilen ve kemiğe tutunan tendon ve lif bağları grubundan küçük bir yırtık ve kopuk kemiğim var artık.
Vatana millete ve benim şom ağzıma hayırlı olsun.
Bu allahın belası Supernatural da daha inmedi hala kaç gündür. Birer bölüm atlayarak download olayı hem uyku düzenimi eski haline getirdi (dizi olunca elimde, tüm gece seyredip uykusuz kaldığımdan izlemediğimde eski düzene dönüş yapıyorum),hem de evde otururken, hele ki sınavlar bittikden sonra sıkıntıya sürüklüyor iyice.
Lost u da izledik bugün nihayet. Rapidshare'in happy hours active now olayına minnettarız.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
En sevindiğim şeylerden biri ise artıkk gerçekten profesyonel bir Guitar effects processor sahibiyim. Ama aynı zamanda artık çok sorun sahibiyim bu aletle beraber. Bir ton bulmak tam 20-25 dakika alıyor. Ama değimiyor da değil.Boş bulduğum zaman ortamı hemen kayıtlara başlıycam yeniden. Derslerden kalmazsak iyidir.
İlk korku, ilk hastalık,ilk deprem, ilk aşk, ilk sakatlık falan filan...
Bir rollercoaster ile minik ve eğlenceli! bir yolculuğa çıktığınızda, ilk turdaki korkuyu daha sonraki turlarda yaşayamassınız. Yada ilk heyecanı diyelim.
Bazı insanlar düşünürler:
"Hasta olsam da gitmesem bugün işe, eve , okula, gezmeye"
Ancak sürekli hastalanan bi insan için hastalanmanın keyfi, kaytaracak bi yanı olmadığı bilinir ama hasta olmaktan da korkmaz .Çünkü herzaman hasta oluyodur ve bundan sonra da olacaktır.
Tamamen bilinçsiz ve habersiz bi anımızda yakalandığımız tehlike bizi telaşlandırmaya yeter. Ama tecrübe edindikçe üstesinden gelmeye başlarız bu gibi şeylerin.
Ama aşk öyle değil. İlkindeki heyecanı koruyabilirsen eğer, her defasında kaybetmeden yaşayabiliyorsun.
Yok yok vazgeçtim. İlki de aynı ikincisi de sonuncusu da.
"Aşk biter, yenisi gelir eskisinden beter"
denildiği gibi.
Bide zamansız geleni vardır. İstersin istersin olmaz. İstemediğin anda , artık birşey hissetmediğini kendine zor da olsa kabullendirdiğin anda ,karşındakinin sana yüz vereceği tutar.
O zamana kadar yaptığın tüm maymunluklar film şeridi gibi gözünün önüne gelir.
Bazılarından utanırsın, bazılarına güler geçersin...
Sonunda anlarsın gerçeği, bundan sonra olmaz artık çünkü vazgeçmişsindir bi kere.
Küstürmüş karşındaki seni.
"Eskiden ne kadar istersen iste , olmaz artık..." dersin kendi kendine.
Bu durumun bir kaç kez tekrarlanması durumunda bağışıklık kazanırsın. Bedeninde ya da zihninde hiç birşey değişmez. Umursamazsın bile.
Asıl can alıcı olan,
Bir önceki gününün bir sonrakinden farklı olmayacağıdır.
En azından kendin için.
Bide üzerinden çok çok uzun zamanlar geçtiyse eğer,
Hatırlanmaya bile değmez artık.
Düşünmeye değmez.
Bu aralar kafama taktığım şeylerden olsa gerek.
Uzun yıllar sonra korktuğum başıma geldi yine.
Tam üzerimdeki tembelliği attım spora başladım derken,
eski günlere yaklaşmak bi kenara dursun yanından geçmeye heveslenirken
Yine aynı bağ grubunda kopma kırığı ve yırtık.
Bu kadar basit herşey. Yıllar önceki yaptığım ters! harekete benzer hareket.
Ufak bir parçada olsa kopan can yakıyo. Ama psikolojik olarak bunu da yenmişim demekki hissetmiyorum. Ama kafamda bi köşede duruyor.
ADDUCTOR LONGUS (cut) ile gösterilen ve kemiğe tutunan tendon ve lif bağları grubundan küçük bir yırtık ve kopuk kemiğim var artık.
Vatana millete ve benim şom ağzıma hayırlı olsun.
Bu allahın belası Supernatural da daha inmedi hala kaç gündür. Birer bölüm atlayarak download olayı hem uyku düzenimi eski haline getirdi (dizi olunca elimde, tüm gece seyredip uykusuz kaldığımdan izlemediğimde eski düzene dönüş yapıyorum),hem de evde otururken, hele ki sınavlar bittikden sonra sıkıntıya sürüklüyor iyice.
Lost u da izledik bugün nihayet. Rapidshare'in happy hours active now olayına minnettarız.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
En sevindiğim şeylerden biri ise artıkk gerçekten profesyonel bir Guitar effects processor sahibiyim. Ama aynı zamanda artık çok sorun sahibiyim bu aletle beraber. Bir ton bulmak tam 20-25 dakika alıyor. Ama değimiyor da değil.Boş bulduğum zaman ortamı hemen kayıtlara başlıycam yeniden. Derslerden kalmazsak iyidir.
23 Nisan 2008 Çarşamba
Üzerimde dolaşan Lanet
Saat 01.30 suları
Hikayemizin kahramanı şapşal çocuk hala uyanık ve uyumak için takvim yaprakları arkasındaki gerekli gereksiz bilgileri okumaya çalışıyor.
-Hmm. Omega398.VitaminP.Havuç ve Balık yağı. Balık yağı da ağızda patlatınca ne güzel olur beee!
(Uyuyamaz ve televizyonu açar önce TNT ardından Cnbc-e direk kanal numarası kumandadan tuşlanır.Sienbisie de bir film henüz başlamaktadır.)
-Bu filmde yeni başlıyo sarmasın şimdi gereksiz bişi açalım, açık kalsın da bende uyuyayım.
(Uğur Dündar ve Cem Davran tv de görülür. Kanal üzerinde durulur.Okula gidemeyen çocuklar için yardım toplanmaktadır.)
-Heh kalsın da bu arkamı da döner uyurum şimdi.
(Kabus 1: Ferhat Göçer konuk olur ve şarkı söylemeye başlar.)
-Kapatıyorum abi yeter bu kadar.
(Yatağın içinde çırpınır, camı açar olmaz , camı kapatır sıcak basar, sağa döner , sola döner, cenin pozisyonu alır baş parmağını ağzına götürmez tabiki de:p, en sonunda haberi olmadan uyumuştur.)
Saat 2 ile 3.25 arası bi zaman olması lazım
Kahramanımız hem uyumayı başarmış hemde rüya görmeye başlamıştır
(Rüyasında ne alakaysa babası fırında yarım kesilmiş patatesin üstüne kıyma onun üstüne de kaşar peyniri falan koyarak fırında bişiler pişirmiştir. Ama yemek sulu yemektir. Bu çelişki rüyada kahramanımızı aptallaştırmaya yetmiştir.)
(Kahramanımız yapılan 1 tepsi yemeğin çok az olduğunu, bir kediye bile yetmeyeceğini ve bir türlü doymayacağını iddaa ederek yemeği yemeyi reddeder. Yani doymayacağını bildiği için yemeği yemez.)
(Hemen ardından 3 kere "dırrrrrttt" diye ses gelir ve uyku biter.Sesi çıkartan nesne, cep telefonudur. Ama uyku kaçmasına rağmen telefona bakmaya üşenilir.)
Saat sonradan öğrenildiğine göre 5.00 suları falan...
Dışardan gelen surround ezan sesi kahramanımızı uyandırır.
-Ya gece telefon titriyodu bi bakayım bide saat kaç?
Saate baktım, daha çok erken dedi yelkovan.
Güneşe baktım, daha doğmamış
Bir rüya kıyısında,
Sensizlik sularında,
Seninleyim geziyorum...
dizeleri gelir aklına.Telefona baktığında bir mesaj vardır. Gece 03.25 de gelmiştir.
Kabus 2:
-Paşam, beni ilk fırsatta arar mısın?
Kahramanımız afallar.
-Noluyoz yaaa, bu adam şimdi neden mesaj attı. Yolda falan mı kaldı ilk fırsatta ara diyo. Yoksa sahnede fln gitar çalcak birine mi ihtiyacı var.
-Saçmalama bee, sen mi kaldın çalacak. Bu adam kesin yolda kaldı abi.
-Yoksa bana mı yazıo lan bu adam ilk fırsatta ara falan ne demek abi. İlk fırsatta :)))
-Neyse yaa uyuyodur o şimdi öğlen ararım okuldayken.
"Bari kalkayım bir duş alayım , bide güzel kahvaltı yapayım" der kahramanımız. Bir önceki geceden felaket şekilde uykusuzdur üstüne üstlük bugünde uyuyamamıştır. Ama nedense keyfi yerindedir.
Saat 5.40 suları
Kahramanımız duşunu almış kahvaltısını yapmak için mutfağa yönelmektedir.
-Bayadır tost yapmıyorum, uzun sürer şimdi ama nasolsa daha zaman var servis 6.50 de kalkıyo ,evden 6.35 de çıksam yeter ,rahat rahat yetişirim.
(Kahramanımız tostunu yapar , üzerine favorisi olan tat domates salçası bile sürer. Üstünü başını giyinir. Parfümünü sıkar. Servise binmek üzere eski Bahçeşehir kampüsüne doğru yol alır. Bu yol 12 dakika yürüme mesafesindedir.Ama yokuş olduğundan dolayı dönüş 16-17 dakikalara kadar çıkar. Yokuşta kesilmesi de cabası.)
(Sabahın köründe yolda 1500 tane başıboş köpek görülmüştür. Ama kahramanımız köpekleri sevdiğinden tırsmamıştır. Köpeklerde kahramanımız tırsmadığı için başının üstünden çıkan ve sadece köpeklerin görüp insanların kendilerinden korktuklarını anlayabildiği o dumanı görememişlerdir.Sonunda eski kampüsün önüne varılır ve beklenmeye başlanır.)
-Hmm erken geldik biraz galiba. Kimse de yokmuş.
(Dakikalar geçer.Bir hareketlilik yoktur.)
-Abi acaba servis saatleri falan mı değişti kaçırdık mı servisi? Neyse biraz daha bekliyim de gelmesse otobüsle giderim artık napalım.
(Servis gelmez. Kahramanımız servis saatlerinin değiştiğine kanaat getirir ve bunu haber etmeyen okul yönetimine içinden saydırmaya başlar. Otobüs durağına doğru yol almaya başlarken aklına bişey gelir.)
-Bari Gorky'yi arayayım da erken gelsin okula bide orda sıkılmayayım.
(Gorky aranır. Tahmin edildiği gibi herif telefonunu 9. çalışında falan açmıştır. Zaten 10. da hat düşer. )
Kabus 3:
(Kahramanımız çok salakça bi soru ile konuşmaya başlar)
E:Naber olm napıosun
G:Yatıyorum olm manyakmısın sen yaaaa!
E:Abi kalk erken gel biraz dicektim canım sıkılmasın şimdi okulda.
G:Ne okulu olm saçmalama git yat uyu.
E:Manyakmısın lan. 2 haftadır Dharmanın dersine girmiyorum.Adam yoklamadan bırakcak en sonunda. Sende kalcaksın bak görürsün.
G:Olm bugün okul mu var lan salak mısın git yat ya işin mi yok ?
E: Ne diyosun olm
G: Bugün 23 Nisan olm okul falan yok bugün. Git yat yaaaa
E:!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
(Kahramanımız servisin neden gelmediğini şimdi anlamıştır.4 yıldır 23 nisanda okulu açık tutan canım yönetimimiz bu sefer tatil ilan etmiştir.Tekrar eve gidilir. Üst baş çıkartılıp atılır. Yatağa tekrar geçilir. Bu arada geceden açık olan pc ye supernatural bölümleri inmiş mi diye bakılır. )
-Bölümlerde maşallah çok güzel inmiş. 5 yok 6 var ,7 yok 8 var ,9 yok 10 var .
(Uyuma ümidi ile güzel hayaller kurularak sabah ki talihsiz olayı unuturucak güzel ve derin bir uyku istenmektedir. Cam açılır. Yağmurlu bir yaz havası serinliği iliklerde hissedilir.)
-ZzzZzZzz
Kabus 4:
-Dıptıssss, çaktıssss, dümdüm teketek.!!!!
(Bir ilköğretim okulunun hemen önünde bulunan ev bu seslerle inlemekte ve kahramanımızı yine o bir türlü kavuşamadığı uzun zamandır ayrı kaldığı canım uykusundan uyandırmaktadır.)
-Salaklık bende, tahmin edemedin mi a güzel çocuğum , bugün 23 Nisan!!!!
Hikayemizin kahramanı şapşal çocuk hala uyanık ve uyumak için takvim yaprakları arkasındaki gerekli gereksiz bilgileri okumaya çalışıyor.
-Hmm. Omega398.VitaminP.Havuç ve Balık yağı. Balık yağı da ağızda patlatınca ne güzel olur beee!
(Uyuyamaz ve televizyonu açar önce TNT ardından Cnbc-e direk kanal numarası kumandadan tuşlanır.Sienbisie de bir film henüz başlamaktadır.)
-Bu filmde yeni başlıyo sarmasın şimdi gereksiz bişi açalım, açık kalsın da bende uyuyayım.
(Uğur Dündar ve Cem Davran tv de görülür. Kanal üzerinde durulur.Okula gidemeyen çocuklar için yardım toplanmaktadır.)
-Heh kalsın da bu arkamı da döner uyurum şimdi.
(Kabus 1: Ferhat Göçer konuk olur ve şarkı söylemeye başlar.)
-Kapatıyorum abi yeter bu kadar.
(Yatağın içinde çırpınır, camı açar olmaz , camı kapatır sıcak basar, sağa döner , sola döner, cenin pozisyonu alır baş parmağını ağzına götürmez tabiki de:p, en sonunda haberi olmadan uyumuştur.)
Saat 2 ile 3.25 arası bi zaman olması lazım
Kahramanımız hem uyumayı başarmış hemde rüya görmeye başlamıştır
(Rüyasında ne alakaysa babası fırında yarım kesilmiş patatesin üstüne kıyma onun üstüne de kaşar peyniri falan koyarak fırında bişiler pişirmiştir. Ama yemek sulu yemektir. Bu çelişki rüyada kahramanımızı aptallaştırmaya yetmiştir.)
(Kahramanımız yapılan 1 tepsi yemeğin çok az olduğunu, bir kediye bile yetmeyeceğini ve bir türlü doymayacağını iddaa ederek yemeği yemeyi reddeder. Yani doymayacağını bildiği için yemeği yemez.)
(Hemen ardından 3 kere "dırrrrrttt" diye ses gelir ve uyku biter.Sesi çıkartan nesne, cep telefonudur. Ama uyku kaçmasına rağmen telefona bakmaya üşenilir.)
Saat sonradan öğrenildiğine göre 5.00 suları falan...
Dışardan gelen surround ezan sesi kahramanımızı uyandırır.
-Ya gece telefon titriyodu bi bakayım bide saat kaç?
Saate baktım, daha çok erken dedi yelkovan.
Güneşe baktım, daha doğmamış
Bir rüya kıyısında,
Sensizlik sularında,
Seninleyim geziyorum...
dizeleri gelir aklına.Telefona baktığında bir mesaj vardır. Gece 03.25 de gelmiştir.
Kabus 2:
-Paşam, beni ilk fırsatta arar mısın?
Kahramanımız afallar.
-Noluyoz yaaa, bu adam şimdi neden mesaj attı. Yolda falan mı kaldı ilk fırsatta ara diyo. Yoksa sahnede fln gitar çalcak birine mi ihtiyacı var.
-Saçmalama bee, sen mi kaldın çalacak. Bu adam kesin yolda kaldı abi.
-Yoksa bana mı yazıo lan bu adam ilk fırsatta ara falan ne demek abi. İlk fırsatta :)))
-Neyse yaa uyuyodur o şimdi öğlen ararım okuldayken.
"Bari kalkayım bir duş alayım , bide güzel kahvaltı yapayım" der kahramanımız. Bir önceki geceden felaket şekilde uykusuzdur üstüne üstlük bugünde uyuyamamıştır. Ama nedense keyfi yerindedir.
Saat 5.40 suları
Kahramanımız duşunu almış kahvaltısını yapmak için mutfağa yönelmektedir.
-Bayadır tost yapmıyorum, uzun sürer şimdi ama nasolsa daha zaman var servis 6.50 de kalkıyo ,evden 6.35 de çıksam yeter ,rahat rahat yetişirim.
(Kahramanımız tostunu yapar , üzerine favorisi olan tat domates salçası bile sürer. Üstünü başını giyinir. Parfümünü sıkar. Servise binmek üzere eski Bahçeşehir kampüsüne doğru yol alır. Bu yol 12 dakika yürüme mesafesindedir.Ama yokuş olduğundan dolayı dönüş 16-17 dakikalara kadar çıkar. Yokuşta kesilmesi de cabası.)
(Sabahın köründe yolda 1500 tane başıboş köpek görülmüştür. Ama kahramanımız köpekleri sevdiğinden tırsmamıştır. Köpeklerde kahramanımız tırsmadığı için başının üstünden çıkan ve sadece köpeklerin görüp insanların kendilerinden korktuklarını anlayabildiği o dumanı görememişlerdir.Sonunda eski kampüsün önüne varılır ve beklenmeye başlanır.)
-Hmm erken geldik biraz galiba. Kimse de yokmuş.
(Dakikalar geçer.Bir hareketlilik yoktur.)
-Abi acaba servis saatleri falan mı değişti kaçırdık mı servisi? Neyse biraz daha bekliyim de gelmesse otobüsle giderim artık napalım.
(Servis gelmez. Kahramanımız servis saatlerinin değiştiğine kanaat getirir ve bunu haber etmeyen okul yönetimine içinden saydırmaya başlar. Otobüs durağına doğru yol almaya başlarken aklına bişey gelir.)
-Bari Gorky'yi arayayım da erken gelsin okula bide orda sıkılmayayım.
(Gorky aranır. Tahmin edildiği gibi herif telefonunu 9. çalışında falan açmıştır. Zaten 10. da hat düşer. )
Kabus 3:
(Kahramanımız çok salakça bi soru ile konuşmaya başlar)
E:Naber olm napıosun
G:Yatıyorum olm manyakmısın sen yaaaa!
E:Abi kalk erken gel biraz dicektim canım sıkılmasın şimdi okulda.
G:Ne okulu olm saçmalama git yat uyu.
E:Manyakmısın lan. 2 haftadır Dharmanın dersine girmiyorum.Adam yoklamadan bırakcak en sonunda. Sende kalcaksın bak görürsün.
G:Olm bugün okul mu var lan salak mısın git yat ya işin mi yok ?
E: Ne diyosun olm
G: Bugün 23 Nisan olm okul falan yok bugün. Git yat yaaaa
E:!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
(Kahramanımız servisin neden gelmediğini şimdi anlamıştır.4 yıldır 23 nisanda okulu açık tutan canım yönetimimiz bu sefer tatil ilan etmiştir.Tekrar eve gidilir. Üst baş çıkartılıp atılır. Yatağa tekrar geçilir. Bu arada geceden açık olan pc ye supernatural bölümleri inmiş mi diye bakılır. )
-Bölümlerde maşallah çok güzel inmiş. 5 yok 6 var ,7 yok 8 var ,9 yok 10 var .
(Uyuma ümidi ile güzel hayaller kurularak sabah ki talihsiz olayı unuturucak güzel ve derin bir uyku istenmektedir. Cam açılır. Yağmurlu bir yaz havası serinliği iliklerde hissedilir.)
-ZzzZzZzz
Kabus 4:
-Dıptıssss, çaktıssss, dümdüm teketek.!!!!
(Bir ilköğretim okulunun hemen önünde bulunan ev bu seslerle inlemekte ve kahramanımızı yine o bir türlü kavuşamadığı uzun zamandır ayrı kaldığı canım uykusundan uyandırmaktadır.)
-Salaklık bende, tahmin edemedin mi a güzel çocuğum , bugün 23 Nisan!!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)