21 Nisan 2008 Pazartesi

Festival mi? Kalsın...

Bu sene de "festival" hayalim, okulumuzun olağanüstü çalışkan! öğrenci dekanlığı ve ayak takımı sayesinde, bir dağın tepesinden aşağıya bakmadan bungee jumping atlayışı denemiş ancak "1/2.k.x^2" ile kolaylıkla hesaplanabilen okulumuzun ,herhangi bir yüzey alanının integrali alındığında birim yüzeye düşen öğrenci sayısının üzerinde yarattığı gerginlik katsayısını hesaba katmayarak, neredeyse su yüzeyi ile temas edecek seviyeye gelmiş ve ayaklarına bağladığı o gergin lastiksi ip artık kopma noktasına gelmekte ve bu hayalimi daha fazla taşıyamamaktadır.
"So", artık daha fazla katlanıp da bu işin üzerine gidemeyeceğim sanırım. Yazık oldu bizim çocuklara. O kadar da çalıştırmıştım hepsini ve yerli yersiz pena ve benzeri zararsız madde fırlatmalarımı ciddiye almazsak eğlenceli bile olmustu bu birkaç ay be...Davul bile öğrenmeye başlamıştım sanki.

Çok da sağlamdı oluyoduk sanki. İlk denemeden sonra katettiğimiz yol, onca kavga dövüş tartışma, hergün repertuardan çıkarttığım ve yerine koyduğum şarkılar, arpeggio kastırmalarım, armonik minör solo tartışmalarımız, ogün ve düğün müziği ,ajda pekkan ve cover mantığı, aynı grupdan iki şarkı çalmamak ama malt'ı bu kategoriden ayrı tutmak,kesinlikle insanların görünüşlerini yansıttığını iddaa eden grupdan şarkılar çalmamak hatta duymamak, çalmak isteyenle maytap geçmek, glasgow kiss' i yüzlercedeneme sonunda bile hiç düzgün çalamamak, düşmez kalkmaz da "G" olmayan yerde ısrarla 3 denemede de "G" basıp şarkıyı death metal pisliğine çevirmek,evde amfileri ayrı odaya taşımak ve ayrı odalardan "surround" yapıp akdeniz akşamlarını gayet sert elektro melodileriyle çalarak kahkahalara boğulmak, çalışmaktan sıkıldığın yerde ankara misket , ve adını bilmediğim daha nice düğün müziklerini distortion ile çalmak, Ali babanın çiftliği şarkısını coverlayarak hayvan saydırılan yerde tüm bilinen gitaristlerin en belirgin solo tarzlarından örnekler vermek ama onları çalmak için o kısacık yerlere öküz gibi çalışmak ve kendini geliştirmek,"okula gitmeyeyimde para harcamıyayım biriktirip iyi bi digital pedal alayım" düşünceleri,saçları "nejat işler" gibi kestirmek (bunu yazarken çok gülüyorum nedense) mekan ,zaman ve detay kavramlarından uzak kaldığım süredeki yaşadıklarımın beyin fırtınası tarzındaki anlatım şeklini almış olan bi özeti gibi oldu.

----------------------------------------------------------------/////////////---------------------------------------------------------

Malt fan'ıyım artık. Tarladan yeni toplanan arpaları bira fabrikasına gitmeden önce estirdiğim soğuk hava ile ben kurutuyorum. Neden ülkemizde Iron Maiden tarzı muzik yapılmıyodu veya Paul Gilbert üstadın o eğlenceli saçmasapan ama ironik sözleri ile benzerlik gösteren bir rock-metal grubu yoktu? Neden herkes alternatif rock denilen şu bi türlü keyif alamadığım müziğin ritminde kafa sallarken aynı anda parmak şıklatıyordu?
-Saçma mı geldi sana kuzum ?
Banane be!
Kim ne dinlerse dinlesin.
İyi ki varsın Cenk, iyi ki Malt.
Erdem seni sevmiyorum, sen soğuk ötesi espriler yapıyosun abi son noktasın artık...
Ağaca çıkan ve mahsur kalan kediyi kurtarmaya çalışan adama: "deniz manzarasını kapatıyor" diye sopayla az ileriye kaydırmak isteyen vatandaş örneğinden sonra bittin , bende bittim.

Neden festivallere katıl(a)madık?

1-Canım okulum öğrenci dekanlığına çektiğim maillere verilen cevaplar en az 1 hafta sonra elime ulaşıyodu

2-Öğrenci dekanlığı beni 1.5 ay boyunca gereksiz bekletip zamanımı yedi ve bezdirdi

3- Geçen gün aldığım haberde festival işlerine öğrenci konseyi bakıyormuş ve alternatif sahne programı tamamen belli olmuş.

4-Sayın öğrenci konseyi başkanı yine de beni çağırıyomuş ve birşeyler ayarlayabilirmiş sahne için.

5-Grup gitarlarından biri yine ben vokal yapmam diye tutturmuş. "Dolmuş" a sesinin yetebileceğine inanmıyomuş beyefendi.

6-Cok sıkılmış ve bezmişler artık çook.

------------------------------------------

Educa Puzzle , Polisan Puzzle halısı, Tutankamon ve Ben


Almış olduğum 1000 parçalık puzzle mahlukatını yaklasık 2 hafta once 3 haftalık bi uğraş sonunda tek başıma bitirmiş bulundum. Ama çok boş bulundum. Asıl iş onu yapıştırmaktaymış. 2 kere denedim yapışmadı kendileri. Ama asıl iş onu yapıştırdıkdan sonra duvara asmaktaymış.
Sevgili puzzle mahlukatımın ana öğesi olan Mr. Tutankamon firavun hazretleri annemle aramı açmaktaydı neredeyse. Diyaloğun özeti şöyleydi sanki:

A:ANNE
E:EMRE

A:Bu ne oğlum nerden çıktı şimdi?
E:Pazıl" anne bu yani yapboz ama senin bildiğin o 20 parçalıklardan değil 1000 parça bu çok fena öküz bişi bu anne .
A:İşin gücün dersin yokmu senin bunlarla uğraşıyosun?
E:Anne öyle deme hani benim hafızam balık gibi ya, bunla geliştircem işte ben yaaaa.
A: İlaç aldık o kadar kullanmıyosun, meyve de yemiyosun hiç , onlar geliştirmicek te bu mu geliştirecek?
E: Bilgisayar başında zaman geçirceğime bunu yapcam artık.
A: Peki bu bitince nolcak?
E: Yapıştırıp tablo yaptırcam sonra salona asıcam.
A:Neeeeeeeee!!!!!!!!
(Buradaki ne kelimesinin çıkış şekli tıpkı bir nazgûl çığlığı gibidir. (bkz. Lord of The Rings))
A: Ben Allah'a karşı gelen kendini Tanrı ilan eden adamın resmini evime astırmam!
E: Ne alaka ya yobaz mısın anne sen yaaa. Bu da nerden çıktı?
A: Astırmam bak görürsün firavunlar Allah tarafından lanetlendi bi kere sen ne biçim üniversite öğrencisisin?
E:Anne bu tutankamon zaten 9 yasında tahta cıkmıs 18 inde ölmüş bu kendini tanrı ilan etse nolur daha aklı baliğ olmamış ergenlik çağına girmemiş bile ya bunun tanrıyım dediğine ne bakıyosun sen çocuk işte ne dediğini bilmiyo...
A: Ben anlamam efendim astırmam dedim o kadar...

Son sözü buydu. Hala masanın üstünde yarım yamalak yapışmış bi şekilde yatıyo ama ben onu asıcam eninde sonunda.

Ama bu Tutankamon beyefendi kotü kalpli veziri tarafından kafasının arkasından taşla vurularak öldürülmemişmiydi. Ayrıca kemikleri de tuzlanıp yakılmadı. Aksine onu mumyalayıp canlı tuttular. Ruhu çok kızgındı. Ya ben bunu odama astığımda onun ruhu beni rahatsız ederse o zaman napıcazz !
-Odamın etrafına tuz dökerim bende...
-O zaman da tuza olan bağlılığın yüzünden ailen seni artık tuzlu yemeni bırakıp direk tuz yediğini zannettiği için diyete zorlayacak ve zayıflayacaksın ve eninde sonunda o ruh seni bulacak zayıf halde.İşte o anda senin işini bitirecek Tutankamon.

supernatural da ters koşe yapmaya başladı bu 2. sezonda artık. Zaten sürükleyemezleri hep aynı zombilerle. Alın beni senaryo kadrosuna. Cidden vazgeçerim gitardan, mühendislikden . 2 değişik öcü yapıveriyimde size görün. Bizim gulyabanilerimiz, Hambur dedelerimiz, Dede korkutlarımız nerde kalmış yaa. Koyun onlarıda.

Dipnot: Dede Korkut bir korku öğesi olmamasına rağmen üniversiteli yıllarıma kadar okumayıp dinlemediğim için hep kendisini bir Freddy Krueger ile eş tuttum.Affet beni Korkutum.

Konu saptı iyice bugünlük yeter bu kadar.

Blog açmama sebep olanlara teşekkürler.








2 yorum:

Selin dedi ki...

Yau mutlu oldum bak şimdi :)
festivalden dolayı sinir krizi geçirdiğin için değil, puzzle'ı duvara asamadığın için de değil tabii :D
Hep birlikte yazalım, yazalım, yazalım :)
Terapi halini aldı bu durum bende, gidişat iyi mi kötü mü bilmiyorum ama seviyorum.
istediğin kadar uzun yaz, ben okumayı da seviyorum, gözümü korkutamazsın benim öyle uzun yazılarla :D
hayırlı olsun hojgelmişsin falan filan :)

srknsngn dedi ki...

yanarım yanarım da iki saat kafamı ütülediğinize yanarım :)
ama devam edin
bak adını yine unuttum senin bateriste selam ederim çok iyi çocuk kereta, iyi de çalıyor.
siz çalın kuzum ogün çalın malt çalın zart çalın zurt çalın ama çalın....

blogun hayırlı olsun
biliyorsun herşey kader kısmet vs vs

(hay ben o kadere kısmete... dediğini duyar gibiyim )